Birleşmiş Milletler Çarşamba günü yaptığı açıklamada, dünyanın en iddialı iklim hedefi olan küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefinin kaçınılmaz olarak aşılacağını ve ülkelerin bu "gerçeğe" hazırlanması gerektiğini bildirdi. İlk kez yapılan bu kapsamlı değerlendirmede, sıcaklıkların yüzyıl sonunda tekrar düşürülmesi için izlenebilecek yollar da ortaya kondu. İklim değişikliğine en kırılgan ülkeler, açıklamayı derin bir hayal kırıklığıyla karşıladı.
BM'nin Yeni Değerlendirmesinin Ayrıntıları
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçen yıl iklim bilim insanlarından oluşan bir grubu görevlendirmişti. Bu grubun hazırladığı rapor, 2015 Paris Anlaşması'nda belirlenen 1,5°C hedefinin artık ulaşılabilir olmaktan çıktığını bilimsel olarak teyit ediyor. Raporun baş yazarı, emisyon azaltımlarının yetersiz kaldığını ve mevcut politikaların küresel sıcaklığı yüzyılın sonunda 2°C ila 3°C arasında artıracağını belirtti. Ancak rapor, tüm umutların kaybolmadığını; aşırı ısınma döneminden sonra sıcaklıkların tekrar düşürülebileceğini gösteren senaryolar içeriyor.
Bu senaryolar, "geri dönüş" (overshoot) olarak adlandırılan bir sürece işaret ediyor. Buna göre, sıcaklık artışı geçici olarak 1,5°C'yi aşacak, ancak karbon emisyonlarının derhal ve radikal şekilde azaltılması ve atmosferden karbondioksit emilimini sağlayan teknolojilerin devreye girmesiyle yüzyılın sonunda tekrar 1,5°C'ye dönebilecek. Rapor, bu geri dönüş sürecinin maliyetli ve riskli olduğunu, ancak imkansız olmadığını vurguluyor. Karbon yakalama ve depolama teknolojileri ile doğaya dayalı çözümlerin (örneğin ağaçlandırma ve okyanus karbon tutulumunun artırılması) bu süreçte kritik öneme sahip olduğu belirtiliyor.
BM raporu, aynı zamanda ülkelerin iklim eylemlerini gözden geçirmeleri için bir "uyarı zili" niteliğinde. Raporda, mevcut ulusal katkı beyanlarının (NDC) Paris hedeflerinin çok üzerinde bir ısınmaya yol açacağı, bu nedenle ülkelerin 2025'te sunacakları yeni NDC'lerde daha iddialı hedefler belirlemeleri gerektiği ifade edildi. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanının artırılması ve teknoloji transferinin hızlandırılması çağrısı yapıldı.
Küresel Tepkiler ve Kırılgan Ülkelerin Endişeleri
Rapor, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ada devletleri ve az gelişmiş ülkelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu ülkeler, 1,5°C hedefinin kendileri için varoluşsal bir mesele olduğunu savunuyor. Örneğin, Pasifik ada ülkesi Fiji'nin BM nezdindeki temsilcisi yaptığı açıklamada, "1,5°C hedefini kaybetmek, ülkelerimizin geleceğini kaybetmek anlamına geliyor" dedi. Benzer şekilde, Bangladeş gibi deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarından etkilenen ülkeler, raporun kendileri için bir "felaket senaryosunu" doğruladığını belirtti.
Diğer yandan, bazı gelişmiş ülkeler raporu, iklim eylemlerini hızlandırmak için bir fırsat olarak gördü. Avrupa Birliği yetkilileri, raporun AB'nin 2030'da emisyonları en az %55 azaltma hedefinin önemini teyit ettiğini ve daha fazla ülkenin bu seviyede hedef belirlemesi gerektiğini ifade etti. Ancak çevre örgütleri, raporun "geri dönüş" senaryosuna fazla güven duyulmasına karşı uyarıda bulundu; bu teknolojilerin henüz ticari ölçekte kanıtlanmadığını ve bu süreçte oluşacak aşırı ısınmanın telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açabileceğini savunuyor.
Raporun açıklandığı gün, BM İklim Zirvesi (COP29) hazırlıkları da hız kazandı. Önümüzdeki zirvede iklim finansmanı ve kayıp-zarar fonunun uygulanması ana gündem maddeleri olacak. Kırılgan ülkeler, raporun bu zirvede güçlü bir finansal taahhütle sonuçlanmasını umuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası'nda yer alıyor. Rapor, Türkiye'nin su kaynakları, tarım sektörü ve kıyı bölgeleri için ciddi risklerin yaklaştığını teyit ediyor. Türkiye'nin 2053 net sıfır hedefi ve ulusal katkı beyanı, bu yeni duruma göre güçlendirilmezse, ülke hem iklim göçü hem de ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalabilir. Özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve enerji verimliliği, Türkiye'nin bu süreçte hem iklim direncini artırması hem de enerji bağımlılığını azaltması için kritik önemde. Rapor, Türkiye'nin iklim politikalarını gözden geçirmesi ve küresel iklim müzakerelerinde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini gösteriyor.