Küresel medyada iklim değişikliği haberlerinin kapsamı, 2025 yılında üst üste dördüncü kez geriledi. Oysa aynı yıl atmosfere salınan sera gazı miktarı tüm zamanların rekorunu kırdı. Yeni bir analize göre, iklim krizinin aciliyeti ile medyanın bu konuya ayırdığı yer arasındaki uçurum giderek derinleşiyor. Yale Çevre Okulu bünyesindeki Yale Environment 360 platformunda yayımlanan çalışma, 2021-2025 döneminde büyük İngilizce yayın organları ve uluslararası haber ajanslarının iklim içeriklerini mercek altına aldı. Sonuçlar, haber sayısındaki düşüşün yanı sıra haberlerin derinliğinin de azaldığını ortaya koyuyor.
Düşüşün Arkasındaki Dinamikler
Araştırmacılar, iklim haberciliğindeki bu düzenli gerilemenin birden çok nedeni olduğunu vurguluyor. Öncelikle, medya kuruluşlarının editöryal öncelikleri savaşlar, ekonomik krizler ve siyasi çalkantılar gibi daha acil görünen konulara kaymış durumda. 2022'de başlayan Ukrayna savaşı ve 2023'teki Gazze çatışması, haber döngüsünü büyük ölçüde domine ederken iklim değişikliği arka plana itildi. Ayrıca, birçok haber odasında iklim muhabirlerinin sayısı azaltıldı ya da bu konuda uzmanlaşmış ekipler dağıtıldı. Bu durum, karmaşık iklim biliminin doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarılmasını zorlaştırıyor.
Öte yandan, enerji krizi ve yüksek enflasyon gibi ekonomik baskılar, hükümetlerin ve halkın iklim politikalarına verdiği desteği sorgulamasına neden oldu. Medya da bu eğilimi yansıtarak iklim haberlerini daha az öncelikli hale getirdi. Yale analizi, 2025'in ilk yarısında küresel çapta yayımlanan iklim haberlerinin 2021'in aynı dönemine kıyasla yüzde 30'dan fazla azaldığını gösteriyor. Oysa aynı dönemde karbon emisyonları yüzde 5 artarak milyarlarca ton seviyesine ulaştı.
Küresel ve Bölgesel Boyut
İklim haberciliğindeki bu azalma, dünyanın dört bir yanında farklı şekillerde kendini gösteriyor. Gelişmekte olan ülkelerde, iklim krizinin etkileri daha şiddetli hissedilmesine rağmen medya kapsamı daha da sınırlı. Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’nın büyük bölümünde iklim haberleri, kaynak yetersizliği ve siyasi baskılar nedeniyle yeterince yer bulamıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika'da ise iklim haberleri genellikle aşırı hava olayları veya uluslararası zirvelerle sınırlı kalıyor; sürekli ve sistematik bir izleme eksikliği dikkat çekiyor.
Buna karşılık, iklim aktivistleri ve bilim insanları medyanın bu ihmalkâr tutumunu eleştiriyor. Küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece eşiğine yaklaştığı bir dönemde, kamuoyunun bilinçlendirilmesi ve politika yapıcıların harekete geçirilmesi için medyanın kritik bir rol oynadığı belirtiliyor. Medya, iklim değişikliğinin sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve sosyal bir kriz olduğunu vurgulayan haberler üreterek toplumsal farkındalığı artırabilir. Ancak mevcut eğilim, bu potansiyelin giderek zayıfladığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Kuraklık, orman yangınları ve su kaynaklarının azalması gibi sorunlar ülkenin tarım, turizm ve enerji sektörlerini doğrudan tehdit ediyor. Küresel iklim haberciliğindeki düşüş, Türk medyasında da benzer bir eğilime yol açabilir. Oysa Türkiye'nin iklim politikalarını şekillendirmek ve Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için kamuoyu desteği hayati önem taşıyor. Medyanın bu konudaki duyarlılığını artırması, hem halkın bilinçlenmesi hem de hükümetin daha iddialı adımlar atması için baskı oluşturması açısından kritik. Ayrıca Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyeli ve yeşil dönüşüm fırsatları, doğru haberlerle ekonomik avantaja dönüştürülebilir.