Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), kurulduğu günden bu yana en ciddi varoluşsal krizlerinden birini yaşıyor. Mahkemenin Gazze'de işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturması, İsrail ve en güçlü müttefiki ABD tarafından şiddetli bir baskıyla karşılandı. Bu baskı, mahkemenin meşruiyetini ve bağımsızlığını hedef alıyor. ICC'nin kurucu devletleri, mahkemeyi bu saldırılara karşı savunmanın eşiğinde duruyor. Aksi takdirde, uluslararası hukukun en önemli kurumlarından biri geri dönülemez bir şekilde zarar görebilir.
ICC'ye yönelik saldırılar: Arka plan ve gelişmeler
ICC Başsavcısı Kerim Han, Mayıs 2024'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın yanı sıra Hamas liderleri hakkında tutuklama emri başvurusunda bulundu. Bu adım, taraf devletleri mahkeme kararlarını uygulamaya zorlayan Roma Statüsü'ne dayanıyor. Ancak ABD, ICC'ye yönelik yaptırım tehditlerini yeniden gündeme getirdi. Temsilciler Meclisi, mahkeme görevlilerine vize kısıtlaması ve mal varlığı dondurma öngören bir yasa tasarısını onayladı. İsrail ise ICC'yi 'antisemitik' olmakla suçlayarak uluslararası kamuoyunu etkilemeye çalışıyor.
Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer demokrasiler, ICC'nin bağımsızlığını desteklediklerini açıklasa da somut adımlar konusunda bölünmüş durumda. Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkeler, mahkemenin çalışmalarına saygı duyduklarını belirtirken İsrail'e yönelik doğrudan eleştiriden kaçınıyor. Bu, ICC'nin etkinliğini zayıflatıyor. Mahkeme, kurulduğu 2002 yılından bu yana sadece birkaç davada karar verebildi ve en büyük başarısı, 2021'de Uganda'daki Lord's Resistance Army lideri Dominic Ongwen'i mahkum etmesiydi. Ancak bu başarı bile, süper güçlerin müdahalesiyle gölgelendi. ABD, ICC'nin Afganistan ve Rusya-Ukrayna savaşına yönelik soruşturmalarını da engellemeye çalıştı.
Bölgesel ve küresel boyut: Mahkemenin jeopolitik önemi
ICC, sadece bir hukuk kurumu değil, aynı zamanda bir güç dengesi mekanizmasıdır. Küçük devletler ve mazlum halklar için büyük güçler karşısında adalet arama yolu olarak görülür. Gazze'de sivil ölümleri 40 bini aşarken ve Birleşmiş Milletler yetkilileri savaş suçları işlendiği uyarısı yaparken, ICC'nin soruşturmayı sürdürmesi bölgesel istikrar açısından kritik. Mahkeme geri adım atarsa, İsrail'in uluslararası hukuka aykırı eylemleri meşruiyet kazanabilir ve bu, Filistinlilerin zaten kırılgan olan hukuki korumasını daha da zayıflatır. Öte yandan, mahkemenin güçlü duruşu, Rusya'nın Ukrayna savaşında işlediği iddia edilen suçlar için de emsal teşkil edebilir. Putin hakkındaki tutuklama emri, ICC'nin caydırıcılığını artırmıştı. Ancak mahkeme, Batılı güçlerin baskısına boyun eğerse, bu caydırıcılık tamamen ortadan kalkar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'nin kurucu üyelerinden biri olmamakla birlikte mahkemenin Roma Statüsü'nü 2017 yılında imzalamıştı. Ancak parlamento onayı henüz gerçekleşmedi. Bu durum, Türkiye'nin mahkemenin çalışmalarına tam katılımını engelliyor. ICC'ye yönelik saldırılar, Türk dış politikası açısından iki yönlü bir etki yaratabilir. Birincisi: Türkiye, Filistin davasına verdiği destek çerçevesinde mahkemenin bağımsızlığını savunmalı ve İsrail'in hesap vermesini teşvik etmelidir. İkincisi: Türkiye'nin kendisi de etnik çatışmalar ve sınır ötesi operasyonlar nedeniyle ICC'nin potansiyel soruşturmalarına maruz kalabilir. Bu nedenle, mahkemenin güçlü kalması, uluslararası hukukun üstünlüğü için önemli olsa da Türkiye'nin stratejik çıkarlarıyla örtüşmeyebilir. Ankara'nın bu hassas dengede nasıl bir pozisyon alacağı, önümüzdeki dönemde bölgesel gelişmeleri etkileyebilir.