Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICC) görevden aldığı Başsavcı Karim Khan, bir de İngiltere Bar Standartları Kurulu (BSB) tarafından geçici olarak askıya alındı. BSB'nin 19 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, Khan'ın avukatlık lisansının "kamu yararı" gerekçesiyle tedbiren durdurulduğu belirtildi. Karar, ICC'nin Khan'ı başsavcılık görevinden almasından birkaç gün sonra geldi. Khan, Filistin ve Ukrayna gibi hassas dosyaların yürütüldüğü bir dönemde, mesleki etik ihlalleri iddialarıyla karşı karşıya. Bu gelişme, uluslararası ceza hukuku camiasında büyük yankı uyandırdı.
Gelişmenin Arka Planı
Karim Khan, 2021 yılında ICC Başsavcısı olarak atanmış ve kısa sürede Filistin topraklarındaki savaş suçları iddiaları ve Ukrayna'daki Rus işgaline ilişkin soruşturmalarla adını duyurmuştu. Ancak görev süresi boyunca, özellikle İsrail-Filistin çatışmasına yönelik tutumu nedeniyle tartışmaların odağında oldu. Khan, 2024 yılında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Hamas liderleri hakkında tutuklama emri çıkarılmasını talep etmiş, bu adım hem destek hem de yoğun eleştiri toplamıştı.
ICC'nin kendisini görevden alma kararı, Khan'ın yönetim tarzı ve bazı etik ihlalleri gerekçesiyle alındı. Mahkeme, Khan'ın bağımsızlığını zedeleyici davranışlarda bulunduğunu ve ICC içi prosedürleri ihlal ettiğini öne sürdü. Bu karar, ICC tarihinde bir başsavcının görevden alınmasına ilişkin nadir bir örnek teşkil ediyor.
BSB'nin askıya alma kararı ise Khan'ın İngiltere ve Galler'deki avukatlık lisansını kapsıyor. BSB, Khan hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını ve bu süreçte avukatlık yapmasının kamu yararına aykırı olduğuna kanaat getirdi. Khan'ın avukatlık görevini icra etmesi halinde adalet sistemine güvenin sarsılabileceği belirtildi. Khan'ın hangi spesifik eylemlerinin bu karara yol açtığı henüz netlik kazanmasa da, ICC'deki görevden alma süreciyle bağlantılı olduğu düşünülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, uluslararası ceza hukukunun geleceği ve büyük güçlerin ICC üzerindeki etkisi açısından kritik bir dönüm noktası. Khan'ın Filistin ve Ukrayna dosyalarını yürütmesi, onu özellikle ABD ve İsrail'in hedefi haline getirmişti. Washington ve Tel Aviv, Khan'ın İsrail aleyhindeki girişimlerini "anti-Semitik" ve "tarafsızlıktan uzak" olarak nitelendirirken, Batılı diplomatlar Ukrayna soruşturmasının Rusya'ya karşı etkili bir araç olarak kullanılmasını destekliyorlardı. Khan'ın görevden alınması, bu dengeleri sarsabilir.
Öte yandan, Khan'ın avukatlık lisansının askıya alınması, uluslararası hukuk camiasında mesleki etik standartların önemini bir kez daha gündeme getirdi. Bazı hukukçular, BSB kararının siyasi bir baskı aracı olarak kullanıldığını savunurken, diğerleri Khan'ın ICC'deki performansının zaten etik tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtiyor. Olay, Lahey merkezli ICC'nin bağımsızlığına yönelik mevcut endişeleri daha da derinleştiriyor. ICC, daha önce de ABD yaptırımları ve bazı ülkelerin mahkemeden çekilme tehditleriyle karşı karşıya kalmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukuka ve ICC'ye bakışı açısından önemli bir sinyal niteliği taşıyor. Türkiye, Filistin davasında ICC'ye destek veren ülkeler arasında yer alırken, Khan'ın İsrail aleyhindeki girişimlerini olumlu karşılamıştı. Khan'ın görevden alınması, Türkiye'nin ICC'ye olan güvenini zedeleyebilir ve mahkemenin siyasi baskılara ne kadar dayanıklı olduğu sorusunu gündeme getirebilir. Ankara, özellikle Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında uluslararası hukukun tarafsız uygulanmasını talep eden bir dış politika izliyor. Bu olay, Türkiye'nin küresel adalet mekanizmalarına yönelik eleştirilerini artırabilir ve alternatif hukuki platformlara yönelmesine yol açabilir. Bölgesel düzeyde ise, bu kararın İsrail-Filistin ihtilafında adalet arayışını olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor.