Yemen'deki Husi isyancılarının Suudi Arabistan'a yönelik son saldırıları, Riyad yönetiminin savunma alanındaki kırılganlığını açıkça ortaya koydu. ABD ve Suudi Arabistan'ın bu saldırılara karşı ortak ve etkili bir yanıt planı geliştirememesi, bölgedeki güvenlik mimarisinin ne kadar çaresiz kaldığını gösteriyor. Uzmanlar, Husilerin artan askeri kapasitesinin Suudi Arabistan'ın stratejik derinliğini tehdit ettiğini ve Washington ile Riyad arasındaki iş birliğinin ciddi bir sınavdan geçtiğini belirtiyor.
Husi Saldırılarının Arka Planı
Son haftalarda Husi güçleri, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve kritik petrol tesislerine yönelik insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılar, Suudi Arabistan'ın hava savunma sistemlerinin beklenenin altında performans göstermesini ve ülkenin enerji altyapısının ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. 2019'da Abqaiq ve Khurais tesislerine yapılan ve küresel petrol arzını sarsan saldırıların bir benzeri yaşanmasa da, Husilerin elindeki İran yapımı silahların menzilinin ve isabet kabiliyetinin arttığı görülüyor. Suudi yetkililer, saldırıları kınamakla yetinirken, ABD yönetiminden gelen açıklamalar da somut bir askeri karşılık planından uzak.
ABD Savunma Bakanlığı ve Suudi mevkidaşları arasında yapılan görüşmelerden bugüne kadar net bir ortak operasyon kararı çıkmadı. Washington, Husileri destekleyen İran'a yönelik yaptırımları sürdürse de, Suudi Arabistan'ın güvenliğini doğrudan garanti altına alan bir savunma anlaşması imzalanmadı. Bu durum, Riyad'ın ABD'ye olan güvenini sorgulamasına yol açıyor. Öte yandan, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı sonlandırma çabaları da sonuçsuz kaldı; Husiler, siyasi müzakerelere yanaşmıyor ve askeri kazanımlarını masada koz olarak kullanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husi saldırıları yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, bölgedeki dengeleri de sarsıyor. Kızıldeniz'deki deniz ticareti güvenliği tehlikeye girerken, küresel petrol fiyatları üzerinde de baskı oluşuyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, Husilerin saldırılarını caydırmaya yetmiyor; zira Husiler, İran'ın desteğiyle daha sofistike silahlar ediniyor. Bu durum, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırmasına ve Suudi Arabistan'ı stratejik bir çıkmaza sürüklemesine olanak tanıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın savunma harcamalarını artırmasına rağmen beklenen güvenlik seviyesine ulaşamaması, ABD'nin bölgedeki güvenilirliğine gölge düşürüyor.
Uluslararası toplum, Husilere yönelik çağrılarda bulunsa da, etkili bir yaptırım veya askeri müdahale konusunda bölünmüş durumda. Rusya ve Çin, Suudi Arabistan'a doğrudan destek vermekten kaçınırken, Avrupa ülkeleri ise insani krize odaklanmış durumda. Bu tablo, Husilerin elini güçlendirirken, Suudi Arabistan'ı yalnızlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan'ın güvenlik zafiyetini ve ABD ile yaşadığı koordinasyon eksikliğini dikkatle izliyor. Ankara, Yemen krizinde taraflarla diyalog yürütürken, Husilerin saldırılarının Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki ticaret yollarını tehdit etmesi, Türkiye'nin enerji ve ticaret güvenliği açısından risk oluşturuyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın savunma alanında ABD'ye bağımlılığının sorgulanması, Türkiye'nin bölgesel savunma iş birliklerinde yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak Husilerin İran ile olan bağlantısı, Türkiye'nin İran ile olan karmaşık ilişkilerini de etkiliyor. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için diyalog ve diplomatik çözümlerin önemini vurguluyor.