Yemen'de Husi isyancıları ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon arasındaki çatışmalar son haftalarda yeniden şiddetlendi. Fransa'nın ulusal bilimsel araştırma kurumu CNRS'te Husi hareketi üzerine çalışan araştırmacı Jules Grange Gastinel, çatışmanın neden tırmandığını ve Husilerin taleplerini değerlendirdi. Uzman, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik müdahalesinin sekizinci yılında savaşın yeni bir aşamaya girdiğini belirtiyor.
Çatışmanın arka planı: 2014'ten bugüne
Yemen'deki iç savaş, 2014 yılında Husi isyancılarının başkent Sana'yı ele geçirmesiyle başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015 yılının Mart ayında, devlet başkanı Abdrabbuh Mansur Hadi hükümetini desteklemek amacıyla hava saldırılarına başladı. O tarihten bu yana on binlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi ve ülke dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı.
Husi hareketi, kuzeydeki Saada vilayetinde doğan Zeydi Şii topluluğunun siyasi ve silahlı bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Hareket, 2004 yılından itibaren Yemen hükümetine karşı bir dizi ayaklanma yürüttü. 2011'deki Arap Baharı sonrası yaşanan istikrarsızlık, Husilerin 2014'te Sana'yı ele geçirmesine zemin hazırladı. Suudi Arabistan, İran'ın Husi hareketini silahlandırdığını ve bölgedeki nüfuzunu artırmak için kullandığını öne sürüyor. Husiler ise İran'dan yalnızca siyasi destek aldıklarını savunuyor.
Grange Gastinel'e göre, son tırmanma birkaç faktörün bir araya gelmesinden kaynaklanıyor. Bir yandan, Suudi Arabistan'ın 2022'de ilan ettiği ve süresi defalarca uzatılan ateşkesin ardından kalıcı bir barış anlaşması sağlanamadı. Öte yandan, Husilerin askeri kapasitesini artırması ve özellikle insansız hava araçları ile balistik füzelerle Suudi Arabistan ve BAE topraklarındaki hedeflere yönelik saldırılarını yoğunlaştırması, Riyad yönetimini sert önlemler almaya itti. Ayrıca, Yemen hükümeti ile Güney Geçiş Konseyi arasındaki iç çekişmeler, koalisyonun ortak cephesini zayıflattı.
Bölgesel ve küresel boyut: Vekalet savaşı ve enerji güvenliği
Yemen savaşı, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin bir vekalet savaşına dönüştüğü en net örneklerden biri olarak görülüyor. Suudi Arabistan, Husileri İran'ın bir uzantısı olarak tanımlarken, Tahran yönetimi Husilere verdiği desteğin sınırlı olduğunu ve Yemen'deki meşru bir siyasi hareketi desteklediklerini belirtiyor. Ancak Birleşmiş Milletler uzman raporları, Husi hareketinin İran'dan silah ve teknoloji desteği aldığına dair kanıtlar sunuyor.
Çatışmanın tırmanması, küresel enerji güvenliği açısından da endişe yaratıyor. Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz taşımacılığını olumsuz etkiliyor. Bab el-Mendeb Boğazı, dünya petrol ticaretinin önemli bir geçiş noktası ve buradaki istikrarsızlık, petrol fiyatlarını ve küresel tedarik zincirlerini tehdit ediyor. Suudi Arabistan'ın yoğun hava saldırıları ise sivil kayıpları artırarak uluslararası alanda tepkilere yol açıyor. İnsan hakları örgütleri, koalisyon güçlerinin hastane, okul ve pazar yerleri gibi sivil hedefleri vurduğunu belgeliyor.
Diplomatik çabalar da yoğunlaşmış durumda. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflar arasında kalıcı bir ateşkes sağlamak için görüşmeler yürütüyor. Ancak Husilerin ateşkesin kaldırılması ve ablukanın sona erdirilmesi gibi ön koşulları, müzakereleri zorlaştırıyor. Suudi Arabistan ise Husilerin silah bırakmasını ve İran ile bağlantısının kesilmesini talep ediyor. Uzmanlar, çatışmanın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu, ancak tarafların ekonomik ve askeri maliyetler nedeniyle zaman zaman masaya oturmaya mecbur kaldığını vurguluyor.
Grange Gastinel, Husilerin temel taleplerinin başında Yemen'deki ablukanın kaldırılması, Sana Havalimanı ve Hudeyde Limanı'nın açılması, maaşların ödenmesi ve siyasi süreçte daha fazla temsil hakkı elde etmek olduğunu söylüyor. Ancak hareketin ideolojik hedefleri arasında Suudi Arabistan'a karşı mücadele ve bölgesel nüfuzunu genişletmek de bulunuyor. Bu nedenle çatışmanın yalnızca askeri değil, siyasi ve ekonomik boyutları da var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde taraflarla dengeli ilişkiler yürütmeye çalışsa da, çatışmanın tırmanması Türk dış politikası ve ekonomisi açısından riskler barındırıyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya uzanan deniz ticaret hatlarını tehdit ediyor; Süveyş Kanalı'na alternatif güzergâhlardaki güvenlik sorunları ihracat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca Suudi Arabistan ile son dönemde gelişen ekonomik ve savunma işbirliği, Riyad'ın Yemen politikasındaki tıkanıklıktan etkilenebilir. Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolü üstlenmesi, hem Körfez ülkeleriyle hem de İran'la diyaloğunu güçlendirebilir. Ancak Husi saldırılarının Kızıldeniz'de yarattığı güvenlik boşluğu, Türkiye'nin deniz güvenliği stratejilerini gözden geçirmesini gerektiriyor.