İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile 2025 yılında bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini açıkladı. Netanyahu'nun ofisinden yapılan yazılı açıklamaya göre görüşme, iki ülke arasında resmi ilişkilerin bulunmadığı ve birçok savaşın yaşandığı bir dönemde gerçekleşen ilk kamuya açık lider teması olma özelliği taşıyor. Görüşmenin tarihi ve içeriğine dair ayrıntı verilmezken, Şara hükümetinin 2025 yılı içinde ABD arabuluculuğunda İsrail ile müzakerelere başladığı biliniyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail ve Suriye, 1948'den bu yana birçok kez savaşmış ve aralarında hâlâ resmi bir barış anlaşması bulunmuyor. Ancak 2025'te Suriye'de yönetimi devralan Ahmed eş-Şara liderliğindeki hükümet, dış politikada yeni bir açılım sergileyerek ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ile dolaylı görüşmelere başladı. Bu görüşmelerin, sınır güvenliği, İran'ın Suriye'deki etkisinin sınırlandırılması ve ekonomik yaptırımların hafifletilmesi gibi konuları kapsadığı tahmin ediliyor. Netanyahu'nun açıklaması, bu süreçte liderler düzeyinde doğrudan bir temasın varlığını ortaya koyması açısından dikkat çekici.
İsrail ve Suriye arasındaki ilişkiler, 1967 Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in Golan Tepeleri'ni işgal etmesi ve 1981'de ilhak etmesiyle derin bir krize girmişti. Suriye iç savaşı sırasında İsrail, İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki varlığına yönelik hava saldırıları düzenledi. Şara yönetimi ise İran yanlısı milislerin ülkeden çekilmesi ve egemenliğin yeniden tesis edilmesi yönünde adımlar attı. Bu bağlamda Netanyahu-Şara görüşmesi, bölgesel dengelerde bir değişimin işareti olarak yorumlanıyor.
Netanyahu'nun açıklaması, İsrail basınında geniş yankı buldu. Bazı analistler, görüşmenin İsrail'in Suriye'deki yeni yönetimle ilişkilerini normalleştirme çabasının bir parçası olduğunu belirtiyor. Ancak Suriye tarafından henüz resmi bir doğrulama gelmedi. Şara hükümeti, İsrail ile müzakereleri ABD arabuluculuğunda yürütürken, kamuoyuna yansıyan ilk lider görüşmesi olması nedeniyle iç kamuoyunda tepki çekmemek için temkinli bir iletişim stratejisi izliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, Orta Doğu'da değişen ittifaklar ve normalleşme süreçleri bağlamında değerlendirilmelidir. 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile İsrail'in BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas ile ilişkilerini normalleştirmesi, bölgede yeni bir diplomatik dönemin kapısını aralamıştı. Suudi Arabistan ile normalleşme görüşmeleri de sürerken, Suriye ile lider düzeyinde bir temas, bu sürecin Suriye'ye de yayılabileceği yönünde sinyal olarak okunabilir. ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını azaltma eğilimi ve İran'ın bölgedeki etkisini sınırlama çabaları, İsrail-Suriye yakınlaşmasını hızlandıran faktörler arasında.
Öte yandan, Suriye'nin yeniden inşası ve ekonomik yaptırımların kaldırılması, Şara hükümeti için kritik önemde. İsrail ile diyalog, Batı ile ilişkilerin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Ancak İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki egemenlik iddiası ve Filistin sorunu, Suriye kamuoyunda hassasiyet yaratmaya devam ediyor. Bu nedenle görüşmenin somut bir barış anlaşmasına dönüşmesi kısa vadede zor görünüyor. Yine de liderler arasındaki doğrudan temas, güven artırıcı adımların önünü açabilir.
Uluslararası toplum, İsrail-Suriye yakınlaşmasını dikkatle izliyor. Rusya, Suriye'deki askeri üslerini korumak isterken, İran görüşmelere mesafeli. Türkiye ise Suriye'deki yeni yönetimle yakın ilişkiler geliştirmiş durumda ve İsrail ile Suriye arasındaki diyalogu destekleyebileceğini göstermişti. Bölgesel istikrar açısından, bu tür temasların şeffaf ve kapsayıcı bir şekilde yürütülmesi önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Suriye liderleri arasındaki ilk kamuya açık temas, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Suriye'deki yeni yönetimle güçlü bağlar kurmuş ve İsrail ile ilişkilerde de normalleşme sürecini yönetiyor. Bu görüşme, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü güçlendirebileceği gibi, İsrail'in Suriye üzerinden Türkiye'yi bypass etme riskini de gündeme getiriyor. Ayrıca, İran'ın Suriye'deki etkisinin azalması Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına hizmet edebilir. Ancak, Türkiye'nin Suriye'deki çıkarlarının korunması ve Golan konusundaki hassasiyetin gözetilmesi gerekiyor. Ekonomik olarak, Suriye'nin yeniden inşası ve bölgesel ticaret yolları açısından istikrar önemli.