Hürmüz Boğazı'nda İran ile ABD arasındaki gerilim, Başkan Trump'ın İran ile yapılması planlanan anlaşmayı reddetmesinin ardından yeniden tırmanma eğilimine girdi. Bölgede yeni bir çatışma çıkmasından endişe ediliyor. Tahran ve Washington arasındaki diplomasi kanalları tıkanırken, askeri hareketlilik ve karşılıklı tehditler artıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliği açısından stratejik önem taşıyor.
Anlaşma Çabaları ve Trump'ın Reddi
ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılması düşünülen olası bir anlaşmayı reddetti. Bu karar, iki ülke arasında aylardır sürdürülen dolaylı müzakerelerin çökmesine neden oldu. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve balistik füze faaliyetlerine yönelik yaptırımları sürdürme kararlılığını gösterirken, Tahran yönetimi baskı altında boyun eğmeyeceğini açıkladı.
İran, anlaşmanın sağlanamamasından ABD'yi sorumlu tutarak, yaptırımların kaldırılması ve ekonomik ilişkilerin normale dönmesi çağrısını yineledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "ABD'nin maksimum baskı politikası iflas etmiştir. Biz adil ve dengeli bir anlaşmaya hazırız ancak teslim olmayacağız" ifadelerini kullandı. Washington ise İran'ın bölgedeki "yıkıcı faaliyetlerinden" vazgeçmediğini savunarak yeni yaptırımların masada olduğunu belirtti.
Uzmanlar, anlaşma zeminin kaybolmasının Hürmüz Boğazı'nda askeri çatışma riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. Son haftalarda bölgede ABD uçak gemisi gruplarının varlığı ve İran Devrim Muhafızları'na bağlı hızlı botların tatbikatları dikkat çekiyor. Ayrıca, İran'a ait olduğu iddia edilen insansız hava araçlarının uluslararası sulara yakın uçuşları da gerilimi yükseltiyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık, yalnızca bölgeyi değil, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Boğazdan günlük yaklaşık 21 milyon varil petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşınıyor. Çatışma ya da abluka durumunda petrol fiyatlarının fırlaması ve dünya ekonomisinin resesyona girmesi riski bulunuyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), böyle bir senaryoda acil petrol rezervlerinin devreye alınabileceğini, ancak bunun uzun süreli bir krizi önlemeye yetmeyeceğini belirtiyor.
ABD'nin bölgedeki müttefikleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, İran'ın nükleer ve füze programlarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek Washington'a destek veriyor. Diğer taraftan Rusya ve Çin, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarına karşı çıkarak İran ile ekonomik iş birliğini sürdürüyor. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda ve yaptırımlara rağmen alımlarını sürdürüyor. Bu durum, ABD'nin yaptırım rejiminin etkinliğini zayıflatıyor.
Avrupa Birliği ise İran ile ticaretin sürdürülmesi için INSTEX adlı özel amaçlı aracı kurmuş olsa da, bu mekanizma beklenen hacme ulaşamadı. Avrupalı liderler, tarafları diyaloğa dönmeye çağırıyor ancak somut bir girişim şu ana kadar sonuç vermedi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, tüm taraflara itidal çağrısı yaparak, Hürmüz Boğazı'nda serbest seyrüseferin korunmasının hayati olduğunu vurguladı. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları, etkili bir karar alınmasını engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından doğrudan risk oluşturuyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının büyük bölümünü İran ve Basra Körfezi üzerinden karşılıyor. Boğazda yaşanacak bir kesinti, enerji ithalatını sekteye uğratarak cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran ile ABD arasındaki tansiyonun tırmanması, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik denge politikasını zorlaştırıyor. Ankara, hem ABD ile müttefiklik ilişkisini hem de İran ile komşuluk ve ticari bağlarını korumaya çalışıyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji koridorları ve transit ülke konumunu da tehdit eder. Bu nedenle Türkiye, taraflar arasında diyaloğun yeniden tesis edilmesi için aktif diplomasi yürütmeli.