ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong Un arasında yeni bir zirve düzenlenmesi ihtimali, Pyongyang'ın nükleer silahsızlanma taleplerinin geri çekilmesi şartını ortaya koymasıyla yeniden tartışılıyor. Kuzey Kore, ABD ile ilişkilerin normalleşmesi ve yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programında kısmi adımlar atmaya hazır olduğunu ima ederken, Washington'un "tam, doğrulanabilir ve geri döndürülemez silahsızlanma" ısrarını sürdürmesi görüşme zeminini zorlaştırıyor.
Trump-Kim diplomasisinin geçmişi ve bugünü
Trump, 2017'de Kuzey Kore'ye yönelik "ateş ve öfke" tehditleriyle başlayan sert söylemini, 2018'de Singapur'da yapılan ilk zirveyle yumuşatmıştı. Singapur'daki görüşmede taraflar, Kore Yarımadası'nın tam nükleer silahsızlanması ve kalıcı barış rejimi konusunda ortak bir bildiri imzaladı. Ancak bu bildiri, Kuzey Kore'nin nükleer silahlarından vazgeçmesini sağlayacak somut bir takvim veya doğrulama mekanizması içermiyordu. 2019'daki Hanoi zirvesi ise yaptırımların kaldırılması ve nükleer tesislerin sökülmesi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle anlaşmazlıkla sonuçlandı. Aynı yıl Panmunjom'da yapılan kısa görüşme ise sembolik düzeyde kaldı.
O tarihten bu yana Kuzey Kore, nükleer ve füze denemelerini artırarak 2022'de rekor sayıda balistik füze fırlattı. Pyongyang, 2023'te nükleer silah kullanımına ilişkin yasayı revize ederek önleyici nükleer saldırı hakkını yasalaştırdı. Aynı yıl Kuzey Kore, ABD ile diyaloğun ancak Washington'un "düşmanca politikalarını" terk etmesi halinde mümkün olacağını açıkladı.
Trump'ın 2024 seçim kampanyası sırasında Kim ile yeniden görüşmeye istekli olduğunu defalarca dile getirmesi, Pyongyang'ın da benzer bir sinyal vermesi, yeni bir zirve olasılığını canlandırdı. Ancak Kuzey Kore, şimdiye kadar nükleer silahlarından vazgeçmeye yanaşmadı ve nükleer gücünü "geri döndürülemez" olarak tanımlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Kuzey Kore'nin nükleer programı, yalnızca ABD için değil, Güney Kore, Japonya ve bölgedeki diğer aktörler için de ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. ABD'nin Asya'daki müttefikleri, olası bir Trump-Kim zirvesinin kendi güvenliklerini zayıflatacak bir anlaşmayla sonuçlanmasından endişe ediyor. Özellikle Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore'nin nükleer silahlarının sınırlandırılması yerine meşrulaştırılmasına yol açacak bir diplomatik sürece karşı temkinli.
Öte yandan Çin, Kuzey Kore üzerindeki etkisini kullanarak bölgesel istikrarı korumaya çalışıyor. Rusya ise Kuzey Kore ile askeri işbirliğini derinleştirerek Batı'ya karşı yeni bir denge unsuru oluşturuyor. Bu durum, olası bir ABD-Kuzey Kore yakınlaşmasının küresel güç dengeleri üzerinde önemli yansımaları olacağını gösteriyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Kuzey Kore'nin nükleer tesislerini denetleme imkânından yoksun. BM Güvenlik Konseyi'nin Kuzey Kore'ye yönelik yaptırım kararları ise Çin ve Rusya'nın veto tehditleri nedeniyle etkisiz kalıyor. Bu koşullar altında, diplomasi yoluyla bir çözüm arayışı her zamankinden daha zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kuzey Kore nükleer kriziyle doğrudan taraf olmasa da, küresel güvenlik dengelerindeki her değişim Türk dış politikasını ve ekonomisini dolaylı yoldan etkiliyor. Olası bir Trump-Kim zirvesi, ABD'nin Asya'daki önceliklerini yeniden düzenlemesine yol açabilir; bu da NATO içindeki güç dengesini ve Türkiye'nin bölgesel rollerini etkileyebilir. Ayrıca, nükleer silahsızlanma görüşmelerinin başarısızlığı, küresel istikrarsızlığı artırarak enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerinden Türkiye ekonomisine olumsuz yansıyabilir. Türkiye, bir yandan savunma sanayii işbirliklerini çeşitlendirirken, diğer yandan diplomasi kanallarını açık tutarak bu tür küresel krizlerde denge politikası izlemeye devam edecek gibi görünüyor.