Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği, son aylarda yaşanan gerilimlerin ardından kısmi bir toparlanma sürecine girmiş durumda. Ancak veri analiz firması Kpler'e göre, bu iyileşme henüz kırılgan zemin üzerinde ilerliyor. Bölgedeki jeopolitik dengeler, uluslararası ticaret yollarının güvenliği açısından belirsizlik oluşturmaya devam ediyor. Özellikle İran ile ABD arasındaki gerginlikler ve Yemen'deki Husilerin saldırıları, petrol tankerleri ve ticari gemiler için risk oluşturuyor. Kpler raporuna göre, Haziran ayında boğazdan geçen gemi sayısı Mart ayına kıyasla yüzde 15 artış gösterdi ancak yine de geçen yılın aynı döneminin altında kaldı.
Krizin arka planı ve son gelişmeler
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapıyor. İran'ın 2019'da gemilere el koyması ve 2020'de ABD'nin Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle başlayan tansiyon, bölgedeki sigorta primlerinin yükselmesine neden olmuştu. Bu yıl Nisan ayında İran'ın İsrail'e yönelik doğrudan saldırısı da yeni bir kırılganlık yarattı. Buna rağmen, Suudi Arabistan ve BAE'nin diplomatik çabaları sayesinde bazı gerilimler hafifledi. Öte yandan, Umman Körfezi'nde uluslararası koalisyon filosunun varlığı, ticari gemilere güvenlik koridoru sağlıyor. Ancak Kpler uzmanları, bölgedeki güvenlik şemsiyesinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri olduğunu vurguluyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta, Çin'in artan enerji talebi ve Hint Okyanusu'ndaki deniz trafiğindeki yoğunlaşma. Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerin büyük kısmı Asya pazarlarına yöneliyor. Bu durum, küresel enerji arzının istikrarı için bölgenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Kpler kıdemli analisti Mary Burrows, "Boğazdaki trafiğin normalleşmesi için siyasi istikrar ve askeri caydırıcılık dengesi şart. Şu anki toparlanma, alınan önlemler sayesinde ama her an tersine dönebilir" yorumunu yaptı.
Bölgesel ve küresel etkiler
Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler sadece bölge ülkelerini değil, tüm dünya ekonomisini etkiliyor. Petrol fiyatları, boğazdaki herhangi bir aksaklıkta hızla yukarı yönlü hareket ediyor. Londra merkezli enerji danışmanlığı firma FGE, bu yıl Brent petrolün varil fiyatının 85-95 dolar aralığında seyredeceğini öngörüyor. Ancak Hürmüz'de yaşanacak yeni bir tırmanma, bu tahminleri alt üst edebilir. Ayrıca, bölgedeki gerginlikler küresel tedarik zincirleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Özellikle Asya'ya yönelik sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşımacılığı, kış aylarında boğaz geçişlerindeki gecikmelerden etkileniyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, alternatif güzergahlar üzerinde çalışsa da maliyetler yüksek.
Bölgesel açıdan, Suudi Arabistan'ın İran'la ilişkileri normalleştirme çabaları, boğazın güvenliğine doğrudan katkı sağlıyor. Ancak Yemen'deki çatışmalar ve Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Umman Körfezi'ne de sıçrayabilecek bir tehdit olarak görülüyor. İsrail-İran gerilimi ise bölgedeki deniz trafiğini etkileyen en büyük risk faktörü olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki kırılganlık, Türkiye'nin enerji tedarik güvenliği açısından dolaylı riskler içeriyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Orta Doğu ve Hazar bölgesinden karşılıyor. Boğazdaki olası bir aksaklık, küresel fiyatları yukarı çekerek Türkiye'nin enerji ithalat faturasını artırabilir. Ayrıca, İsrail-İran geriliminin yayılması durumunda Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri de etkilenebilir. Türkiye'nin Münbiç ve Irak'ın kuzeyindeki enerji hatları, İran'a yönelik yaptırımlar ve bölgesel güvenlik riskleri nedeniyle zaten sıkıntılı. Dolayısıyla, Hürmüz'deki istikrarın sağlanması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürmesi ve ticari ilişkilerini sürdürmesi açısından önemli. Bununla birlikte, Türkiye'nin Katar ve Azerbaycan gibi ülkelerle yaptığı enerji anlaşmaları, kısa vadede Fars Körfezi'ndeki dalgalanmalara karşı bir tampon işlevi görebilir.