Hong Kong'da polis, kentte faaliyet gösteren bir kitapçı zincirine düzenlediği baskınla beş kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kitapçıların 'hükümet karşıtı ve isyana teşvik eden yayınlar' sattığı iddiasıyla operasyonu gerçekleştirdi. Gözaltına alınanlar arasında kitapçı sahipleri ve çalışanlarının bulunduğu belirtiliyor. Operasyon, Hong Kong'un 1997'de Çin'e devrinden bu yana uygulanan 'tek ülke, iki sistem' politikası çerçevesinde, özerk bölgenin ulusal güvenlik yasalarına dayandırıldı.
Arka plan: Hong Kong'da ifade özgürlüğü baskısı
Hong Kong polisi, yaptığı açıklamada, baskının 'kamu düzenini bozma ve ulusal güvenliği tehdit etme potansiyeli taşıyan yayınların tespiti' amacıyla yapıldığını duyurdu. Gözaltına alınan kişilerin, aralarında tarih ve siyaset kitaplarının da bulunduğu, 'sadakat' yasalarını ihlal eden metinler sattığı öne sürülüyor. Olay, 2020'de Çin'in Hong Kong'a uyguladığı ulusal güvenlik yasasının ardından sivil özgürlüklerin giderek kısıtlandığı bir dönemde yaşandı. Bu yasa, Pekin'e kentteki 'ayrılıkçı, terörist ve yabancı müdahale' faaliyetlerini bastırma yetkisi veriyor. Sivil toplum kuruluşları, yasanın uygulanmasının ardından kitapçılara yönelik baskınların arttığını ve sansürün derinleştiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Özerklik ve insan hakları tartışmaları
Hong Kong'un yarı özerk statüsü, uluslararası toplumda sürekli tartışma konusu. Batılı hükümetler ve insan hakları örgütleri, Pekin'in kentteki özerkliği aşındırdığını ve ifade özgürlüğünü baskı altına aldığını savunuyor. Son baskın, özellikle ABD ve Avrupa Birliği'nin tepkisini çekti. Washington, Hong Kong'un 'özerk yapısının korunması' çağrısı yaparken, Pekin ise bu tür müdahaleleri 'iç işlerine karışma' olarak nitelendiriyor. Analistler, bu tür operasyonların Hong Kong'un uluslararası finans merkezi olarak cazibesini zedeleyebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, Çin yönetimi, ulusal güvenlik yasasının kentte istikrar sağladığını ve 2019'daki protesto dalgasının tekrarlanmasını önlediğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bu gelişme, Türkiye'nin Çin ile ilişkileri bağlamında dolaylı bir öneme sahip. Türkiye, 'Tek Çin' politikasını benimseyerek Pekin'le ticari ve diplomatik bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak Hong Kong'daki ifade özgürlüğü kısıtlamaları, Ankara'nın Batı ile ilişkilerinde sıkça gündeme getirdiği 'insan hakları' söylemiyle çelişebilecek bir durum yaratıyor. Türkiye, bölgede yaşanan bu tür baskıcı uygulamaları kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınırken, ikili ilişkilerde bu konunun hassas bir denge unsuru olduğu görülüyor. Küresel ölçekte ise bu olay, otoriter yönetimlerin sivil özgürlükleri kısıtlama eğilimine bir örnek olarak değerlendirilebilir.