Orta Doğu'nun en kritik aktörlerinden biri olan Lübnan merkezli Hizbullah, son dönemde yaşanan liderlik kayıpları ve askeri baskılara rağmen hızla kendini toparlıyor. Örgütün yeniden yapılanma süreci, hem Lübnan iç siyasetinde hem de bölgesel güç dengelerinde önemli değişimlere işaret ediyor. İsrail ile yaşanan son çatışmaların ardından Hizbullah'ın askeri kapasitesini yeniden inşa ettiği ve siyasi kanadını güçlendirdiği gözlemleniyor. Bu gelişme, Tel Aviv yönetimini yakından ilgilendirirken, Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu artırıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Liderlik Krizinden Toparlanmaya
Hizbullah, son yıllarda üst düzey komutanlarının suikastlarla öldürülmesi ve İsrail'in askeri operasyonları nedeniyle ağır kayıplar vermişti. Özellikle 2024 yılında Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın öldürülmesi, örgütü zor bir sürece sokmuştu. Ancak yeni liderlik kadrosu, kısa sürede örgütün moralini yükseltmeyi başardı. Hizbullah, Suriye iç savaşındaki deneyimini kullanarak saflarını yeniden yapılandırıyor ve militan sayısını artırıyor. Ayrıca, İran'dan gelen askeri ve mali destekle füze cephaneliğini genişletiyor. Uzmanlara göre Hizbullah, artık sadece bir milis gücü olmaktan çıkmış, Lübnan siyasetinde belirleyici bir aktör haline gelmiştir.
Lübnan'daki siyasi kriz ise Hizbullah'ın elini güçlendiriyor. Ülke, ekonomik çöküş ve hükümet kurulamaması nedeniyle derin bir belirsizlik içinde. Bu ortamda Hizbullah, sosyal yardım ağları ve hizmet sunumuyla halkın desteğini almaya devam ediyor. Şii toplumu üzerindeki etkisi giderek artan örgüt, parlamentodaki temsilini de genişletmiş durumda. Bu durum, Lübnan'ın egemenliği konusunda uluslararası toplumda endişelere yol açıyor.
Bölgesel Boyut: İran'ın Projesi ve İsrail'in Yanıtı
Hizbullah'ın dirilişi, bölgesel dengeler açısından kritik öneme sahip. Örgüt, İran'ın bölgedeki vekil güçlerinin en önemli halkası konumunda. Tahran, Hizbullah üzerinden İsrail'e karşı caydırıcılık sağlamayı hedefliyor. İsrail ise bu tehdide karşı önlem almak için hava saldırılarını yoğunlaştırıyor ve örgütün lojistik hatlarını hedef alıyor. Ancak Hizbullah'ın füze kapasitesi ve gerilla taktikleri, İsrail'in askeri üstünlüğünü dengeleyecek düzeyde. Uzmanlar, iki taraf arasında yeni bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu ancak her iki tarafın da daha geniş çaplı bir savaştan kaçınmaya çalıştığını belirtiyor.
Bölgesel aktörlerin tutumları da önemli. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Hizbullah'ın Lübnan'daki nüfuzunun güçlenmesinden rahatsızlık duyuyor. Bu ülkeler, Lübnan'daki Batı yanlısı partileri destekleyerek Hizbullah'ın etkisini sınırlamaya çalışıyor. Türkiye ise Lübnan'ın istikrarına vurgu yaparak diyalogdan yana bir tutum sergiliyor. ABD ise Hizbullah'ı terör örgütü olarak görüyor ve yaptırımlar uyguluyor. Bu karmaşık denklem, bölgede tansiyonun devam edeceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hizbullah'ın yeniden güçlenmesi, Türkiye'nin dış politikasını doğrudan ilgilendiren bir gelişmedir. Ankara, Lübnan'da istikrarlı bir yönetim istiyor ve bu bağlamda Hizbullah'ın silahlı varlığına karşı mesafeli duruyor. Ancak Türkiye, aynı zamanda İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Bölgede artan mezhepsel gerginlikler, Türkiye'nin Sünni-Alevi dengesini gözetme politikasını zora sokabilir. Ayrıca, İsrail ile yaşanan enerji anlaşmazlıklarında Hizbullah'ın rolü, Doğu Akdeniz'deki denklemleri etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte diplomatik girişimlerini sürdürmeli ve Lübnan'daki tüm taraflarla diyaloğunu devam ettirmelidir. Aksi takdirde, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güvenliğini de tehdit edebilir.