Hindistan, son yıllarda yaban hayatı koruma alanında kayda değer bir başarı hikayesi yazdı. Ülke, kaplan, aslan, gergedan ve fil gibi ikonik türlerin popülasyonlarını önemli ölçüde artırmayı başardı. Bu başarı, yalnızca biyolojik çeşitliliği korumakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik ve sosyal faydalar da sağlıyor. Hindistan’ın izlediği stratejiler, diğer ülkeler için de ilham kaynağı olabilir.
Koruma Başarısının Arka Planı
Hindistan’ın yaban hayatı koruma çabaları, 1970’lerde başlatılan Project Tiger (Kaplan Projesi) ile hız kazandı. 1973’te başlatılan bu proje, kaplan habitatlarını korumak ve kaplan sayısını artırmak için ulusal parklar ve koruma alanları oluşturdu. Bugün Hindistan, dünya kaplan nüfusunun yaklaşık %75’ine ev sahipliği yapıyor. 2018’de yapılan son sayıma göre, ülkede 2.967 kaplan bulunuyor; bu sayı 2006’da 1.411 idi. Benzer şekilde, Asya aslanı nüfusu 2015’te 523 iken, 2020’de 674’e yükseldi. Gergedan sayısı ise 2005’te yaklaşık 2.400 iken, 2021’de 3.700’e ulaştı. Fillerin sayısı da 2017’de 27.312’den 2022’de 29.964’e çıktı.
Bu artışların arkasında güçlü politik irade, etkili yasalar ve yerel toplulukların katılımı yatıyor. 1972 tarihli Yaban Hayatı Koruma Yasası, avlanmayı yasakladı ve koruma alanları oluşturulmasını sağladı. Ayrıca, hükümet, koruma alanları çevresinde yaşayan insanlara alternatif geçim kaynakları sunarak, insan-vahşi yaşam çatışmalarını azalttı. Örneğin, ekoturizm gelirleri yerel halka paylaştırıldı ve bu da koruma çabalarına desteği artırdı.
Bilimsel yönetim ve teknoloji kullanımı da önemli rol oynadı. Kamera tuzakları, GPS takip cihazları ve DNA analizleri sayesinde popülasyonlar yakından izleniyor ve koruma stratejileri buna göre şekillendiriliyor. Hindistan Yaban Hayatı Enstitüsü (WII) gibi kurumlar, düzenli sayımlar yaparak veri sağlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan’ın bu başarısı, küresel yaban hayatı koruma çabalarına örnek teşkil ediyor. Dünya genelinde birçok tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Dünya Yaban Hayatı Fonu (WWF) verilerine göre, son 50 yılda omurgalı popülasyonlarında %68’lik bir düşüş yaşandı. Hindistan’ın başarısı, doğru politikalar ve topluluk katılımıyla bu eğilimin tersine çevrilebileceğini gösteriyor.
Ancak, Hindistan’daki koruma başarısı bazı zorluklarla da karşı karşıya. Habitat kaybı, insan-nüfus artışı ve altyapı projeleri (yollar, madencilik) koruma alanlarını tehdit ediyor. Ayrıca, kaçak avlanma hala önemli bir sorun. Yine de, Hindistan’ın deneyimi, diğer ülkeler için değerli dersler içeriyor: güçlü yasalar, yerel halkın dahil edilmesi, bilimsel izleme ve sürdürülebilir finansman.
Küresel iklim değişikliği müzakerelerinde biyolojik çeşitlilik giderek daha fazla önem kazanıyor. 2022’deki BM Biyoçeşitlilik Konferansı’nda (COP15) kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030’a kadar kara ve denizlerin %30’unu koruma altına almayı hedefliyor. Hindistan’ın deneyimi, bu hedefe ulaşmada yol gösterici olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, zengin biyolojik çeşitliliğe sahip bir ülke olarak Hindistan’ın deneyiminden ders çıkarabilir. Türkiye’de de kaplan, aslan gibi türler bulunmasa da, ayı, kurt, vaşak, karaca ve yaban keçisi gibi türlerin korunması için benzer stratejiler uygulanabilir. Özellikle, koruma alanlarının genişletilmesi, yerel toplulukların ekoturizm yoluyla ekonomiye entegre edilmesi ve bilimsel izleme sistemlerinin güçlendirilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede biyoçeşitliliği koruma taahhütleri, uluslararası arenada itibarını artırabilir. Hindistan’ın başarısı, Türkiye’nin kendi doğa koruma politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat sunuyor.