Hindistan, Başbakan Narendra Modi liderliğinde, İsrail’in izlediği milliyetçi-militarist politikaları örnek alarak dikkat çekici bir dönüşüm geçiriyor. Kimi analistler bu süreci ‘Hindistan’ın İsrailleşmesi’ olarak adlandırırken, sürecin aslında daha karmaşık olduğu görülüyor. Ülkeler genellikle tek bir muhteşem eylemle intihar etmezler; bunun yerine zehri politika olarak adlandırmaya, ahlaki vandalizmi gerçekçilik, izolasyonu özerklik ve ödünç alınan vahşeti güç olarak yeniden adlandırmaya başlarlar. İsrail bu dejenerasyonu neredeyse müstehcen bir netlikle sergilerken, Modi’nin Hindistan’ı da aynı yolda ilerliyor.
Politik dönüşümün arka planı
Modi hükümeti, 2014’te iktidara geldiğinden beri İsrail’le stratejik ortaklığı derinleştirdi. İki ülke arasındaki askeri iş birliği, istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarındaki ilişkiler hızla gelişti. Hindistan, İsrail’den silah alımını önemli ölçüde artırırken, Filistin meselesindeki geleneksel duruşunu da giderek terk etti. Bu değişim, sadece dış politikada değil, iç siyasette de kendini gösteriyor: Modi yönetimi, İsrail’in güvenlik devleti modelini, özellikle Keşmir’de uygulanan politikalar için bir ilham kaynağı olarak görüyor. Bununla birlikte, Hindistan’ın İsrail benzeri bir sürece girdiği yönündeki eleştiriler, sadece dış politika tercihleriyle sınırlı değil; içeride muhalefetin sindirilmesi, medya özgürlüklerinin kısıtlanması ve yargının bağımsızlığının zedelenmesi gibi uygulamalar da bu benzetmeyi güçlendiriyor.
Hindistan’ın bu dönüşümü, uluslararası ilişkilerde ‘gerçekçilik’ olarak adlandırılsa da aslında bir ahlaki erozyona işaret ediyor. Ülkeler, büyük güç rekabetinde ayakta kalabilmek için bazen izolasyonu özerklik, başka devletlerin baskıcı yöntemlerini benimsemeyi ise güç olarak pazarlayabiliyor. Hindistan özelinde bu, Batı’yla ilişkileri güçlendirme çabasıyla İsrail modelini ithal etme arasındaki hassas dengeyi yansıtıyor. Oysa bu yaklaşım, uzun vadede Hindistan’ın stratejik bağımsızlığını ve bölgesel itibarını zedeleyebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Hindistan’ın İsrail’e yönelmesi, sadece Güney Asya’da değil, Orta Doğu’da da dengeleri etkiliyor. Hindistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki üçlü ittifak, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçlerin tepkisini çekiyor. Hindistan’ın İsrail benzeri politikaları, aynı zamanda Çin’e karşı bir denge arayışı olarak da okunabilir; ancak bu, Hindistan’ı bağımsız bir güç olmaktan çıkarıp, küresel bir güç oyununun parçası haline getirme riskini taşıyor. Özellikle Asya-Pasifik’te yükselen Çin etkisine karşı Hindistan’ın İsrail modelini benimsemesi, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Dahası, Hindistan’ın iç siyasetteki otoriterleşme eğilimleri, İsrail’in işgal ve ayrımcılık politikalarına benzer uygulamalarla birleşince, uluslararası toplumda ciddi endişelere yol açıyor. Bir zamanlar sömürgecilik karşıtı hareketin lideri olan Hindistan, bugün ayrımcı ve baskıcı politikaları benimseyerek tarihsel mirasına ihanet ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan’ın İsrail benzeri politikalara yönelmesi, Türkiye’nin Orta Doğu ve Güney Asya politikaları açısından stratejik bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, Hindistan’ın aksine Filistin davasına verdiği destekle ve çok kutuplu dış politika anlayışıyla özerk bir duruş sergilerken, Hindistan’ın yaşadığı dönüşüm, bölgesel güçlerin küresel baskılar karşısında kolayca pozisyon değiştirebileceğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin stratejik bağımsızlığını koruma çabalarını daha da anlamlı kılıyor. Ayrıca, Hindistan’ın İsrail’le yakınlaşması, Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik dinamiklerine de yansıyabilir; Türkiye, bu eksende olası bir İsrail-Hindistan ittifakını dikkate alarak kendi bölgesel ittifaklarını güçlendirmeli ve denge politikasında esnek kalmalıdır.