İran silahlı kuvvetleri, ABD'nin ülkenin güney kıyı illeri ve doğu bölgelerine düzenlediği hava saldırılarının ardından, 9 Temmuz Perşembe günü Körfez ülkelerindeki ABD askeri altyapısına yönelik misilleme saldırıları başlattı. Reuters'ın aktardığına göre, İran Devrim Muhafızları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda ABD'ye ait lojistik depoları, hava savunma sistemleri ve komuta merkezleri hedef alındı. Aynı gün, ülkede önceki gün hayatını kaybeden dini ve siyasi liderin cenaze töreni düzenlendi. Tahran'da milyonlarca kişinin katıldığı törende lider, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusunun yanına defnedildi. Saldırılar, ABD ile İran arasında son haftalarda tırmanan ve bölgesel savaş endişelerini artıran gerginliğin en son halkası oldu.
Gelişmenin Arka Planı
ABD merkezli haber kaynaklarına göre, Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada saldırıların İran'ın nükleer programına yönelik artan endişeler ve bölgedeki ABD vatandaşlarına yönelik tehditler nedeniyle gerçekleştirildiği belirtildi. ABD Savunma Bakanlığı, 7 Temmuz'da İran'ın güney kıyılarındaki askeri tesisler ve doğu sınırındaki füze rampalarına hassas saldırılar düzenlediklerini doğrulamıştı. İran ise bu saldırıları "ulusal egemenliğine açık bir ihlal" olarak nitelendirerek misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu açıklamıştı. Devrim Muhafızları'nın 8 Temmuz’da yaptığı uyarı, ertesi gün yerini eyleme bıraktı.
İran'ın hedef aldığı askeri tesisler arasında Bahreyn'deki ABD Deniz Kuvvetleri üssü, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki el-Dhafra Hava Üssü ve Katar'daki el-Udeid Hava Üssü'nün bazı bölümleri yer aldı. Saldırılarda kullanılan silahların büyük ölçüde kamikaze dronlar ve kısa menzilli füzeler olduğu bildirildi. ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM), saldırılarda herhangi bir can kaybı yaşanmadığını, ancak bazı ekipmanlarda hasar oluştuğunu duyurdu. Buna karşılık İran devlet televizyonu, saldırıların "başarılı" olduğunu ve ABD'ye ait en az iki insansız hava aracının düşürüldüğünü iddia etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gerilim, Ortadoğu'da yıllardır süregelen ABD-İran çekişmesinin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor. Özellikle İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin çıkmaza girmesi ve ABD'nin bölgedeki müttefiklerine yönelik İran tehdidinin arttığı sinyalleri, tarafları sıcak çatışmaya bir adım daha yaklaştırdı. Bölge ülkeleri iki büyük gücün arasında giderek zorlaşan bir pozisyonda kalırken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler hem ABD ile askeri işbirliğini derinleştiriyor hem de İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Çin ve Rusya ise yaptıkları açıklamalarda tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaparken, BM Güvenlik Konseyi acil toplantıya çağrıldı.
Ekonomik boyutta, saldırıların ardından petrol fiyatlarında hızlı bir yükseliş yaşandı; Brent petrol varil fiyatı 85 doların üzerine çıktı. Enerji piyasalarındaki bu dalgalanma, küresel enflasyonist baskıları daha da artırabilir. Uzmanlar, özellikle Hürmüz Boğazı'nda olası bir kapatma senaryosunun dünya enerji akışını ciddi biçimde etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki bu gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir kriz potansiyeli taşıyor. Türkiye, bir NATO müttefiki olarak ABD ile işbirliği içinde olmakla birlikte, İran ile de enerji ticareti ve sınır güvenliği gibi alanlarda derin ilişkilere sahip. Bölgede artan çatışma riski, Türkiye'nin güney ve doğu sınırlarında güvenlik sorunlarına yol açabilir; ayrıca Suriye ve Irak'taki dengeleri de bozabilir. Türkiye'nin, ekonomik olarak da enerji fiyatlarındaki yükselişten olumsuz etkilenmesi muhtemel. Ankara'nın şu ana kadar temkinli bir tutum izleyerek tarafları itidal çağrısı yapması, bu krizde denge politikasını sürdürme çabasının bir göstergesi.