Hindistan hükümeti, son dönemde tarihi düşük seviyelere gerileyen rupiye destek sağlamak ve ülkenin döviz rezervlerini artırmak amacıyla devlet bankalarına, yurt dışında yaşayan 35 milyon Hint kökenli vatandaştan döviz mevduatı toplama çabalarını yoğunlaştırma talimatı verdi. Hint rezerv bankası verilerine göre, rupi bu yıl dolar karşısında yüzde 8'den fazla değer kaybetti ve Hindistan'ın dış tamponları, küresel faiz artışları ve artan enerji fiyatları nedeniyle baskı altına girdi. Yetkililer, özellikle Körfez ülkeleri, Kuzey Amerika ve Avrupa'da yoğunlaşan Hint diasporasının, ülkeye sağladığı yıllık 100 milyar doları aşan havalelerin daha büyük bir kısmının bankacılık sistemine çekilmesini hedefliyor.
Gelişmenin arka planı
Hindistan Merkez Bankası, bu hafta başında devlet bankalarının genel müdürleriyle yaptığı toplantıda, döviz mevduatı seferberliği için yeni hedefler ve teşvik mekanizmaları belirledi. Toplantıda alınan kararlara göre, bankalar yurt dışındaki Hintlilere yönelik özel döviz hesapları ve daha cazip faiz oranları sunacak. Ayrıca, dijital bankacılık kanalları ve Hindistan'ın yabancı temsilcilikleri aracılığıyla tanıtım kampanyaları yürütülecek. Bu adım, 2013 yılında döviz krizini önlemek için uygulanan benzer bir programı hatırlatıyor. O dönemde toplanan 30 milyar dolar, rupi üzerindeki baskıyı önemli ölçüde hafifletmişti. Ancak bugün küresel ortam, artan ABD faizleri ve güçlenen dolarla çok daha zorlu. Hindistan'ın brüt döviz rezervleri 531 milyar dolar seviyesinde bulunuyor ancak bu rezervlerin önemli bir kısmı kısa vadeli yükümlülüklerle dengelenmiş durumda.
Uzmanlar, 35 milyonluk Hint diasporasından yılda ortalama 100 milyar dolar havalenin yanı sıra, doğrudan yatırım ve portföy yatırımlarının da döviz girişine katkı sağladığını belirtiyor. Ancak son aylarda yabancı yatırımcıların Hint hisse senetlerinden çıkışı ve artan cari açık, rupi üzerindeki baskıyı artırdı. Hindistan'ın cari açığının bu mali yıl gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 3'üne ulaşması bekleniyor. Devlet bankalarının döviz mevduatı hedefinin 15-20 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor, ancak bankaların reel sektöre kredi verme kapasitesini etkilememesi için dikkatli bir denge kurulması gerekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hindistan'ın bu hamlesi, gelişmekte olan ülkelerin güçlü dolar ve yükselen ABD faizleri karşısında ekonomik kırılganlıklarını azaltma çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Pakistan, Bangladeş ve Sri Lanka gibi komşu ülkeler de benzer döviz sıkıntıları yaşarken, Hindistan'ın daha geniş dış tamponlara sahip olması, onu bölgesel bir istikrar unsuru haline getiriyor. Öte yandan, Körfez ülkelerindeki Hint diasporasının yoğunluğu, bu ülkelerle Hindistan arasındaki enerji ve ticaret bağlarını da güçlendiriyor. Analistler, Hindistan'ın döviz piyasalarına müdahale kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çekiyor; zira merkez bankasının rezervlerinin büyük kısmı dolar cinsinden ve faiz geliri düşük. Bu nedenle, diasporadan sağlanacak döviz mevduatları, daha düşük maliyetli bir kaynak olarak öne çıkıyor.
Ancak, küresel belirsizliklerin sürmesi halinde, Hindistan'ın bu stratejisinin ne kadar başarılı olacağı belirsiz. Petrol fiyatlarındaki olası bir artış, rupi üzerindeki baskıyı daha da artırabilir. Ayrıca, yurt dışındaki Hintlilerin döviz hesaplarına olan ilgisi, mevcut faiz oranları ve dolaylı vergi avantajlarına bağlı. Hindistan hükümeti, son yıllarda diasporaya yönelik çeşitli tahvil ve mevduat programları başlatmış, ancak bunların başarısı sınırlı kalmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın döviz rezervlerini güçlendirme çabaları, Türkiye gibi cari açık veren ve döviz talebi yüksek ekonomiler için önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye de benzer şekilde döviz piyasasına müdahale ediyor ve yurtdışındaki vatandaşlardan döviz mevduatı toplama girişimlerinde bulunuyor. Ancak Hindistan'ın bu alandaki en önemli avantajı, 35 milyon kişilik büyük ve varlıklı bir diasporaya sahip olması. Türkiye'nin yurtdışındaki nüfusu 6,5 milyon civarında ve havaleler daha düşük seviyelerde. Yine de, bu politikanın başarısı, her iki ülke için de dış kırılganlığı azaltma potansiyeli taşıyor. Küresel düzeyde, gelişmekte olan ülkelerin döviz sıkıntısı, uluslararası finansal mimarinin kırılganlığını bir kez daha gösteriyor.