Brüksel merkezli insan hakları örgütü Hind Rajab Vakfı, Hindistan hükümetine başvurarak, ülkede bulunan bir İsrail yedek askerinin Gazze'de savaş suçu işlediği iddiasıyla tutuklanmasını talep etti. Vakıf, İsrail ordusunda görev yapan ve halihazırda Hindistan'da bulunan bir rezervistin, 2023-2024 yılları arasında Gazze Şeridi'nde düzenlenen askeri operasyonlar sırasında uluslararası hukuku ihlal ettiğini öne sürüyor. New Delhi yönetiminden konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bu talep uluslararası hukukun evrensel yargı yetkisi kapsamında işletilmesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hind Rajab Vakfı, adını 2023 yılında Gazze'de İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğundan alıyor. Vakıf, özellikle İsrail-Filistin çatışmasında savaş suçu işlediği iddia edilen kişilerin uluslararası alanda yargılanması için çalışıyor. Son başvurusunda, Hindistan'da bulunan İsrailli askerin kimliğine ilişkin detaylı bilgi vermeyen vakıf, şüphelinin İsrail ordusunda aktif olarak görev yaptığını ve Gazze'deki operasyonlarda yer aldığını belirtti. Hindistan'ın, İsrail ile güçlü diplomatik ve askeri ilişkileri bulunuyor; ancak aynı zamanda Filistin davasına da tarihsel destek veriyor. Bu nedenle, vakfın talebinin New Delhi'de hassas bir dengede değerlendirileceği öngörülüyor.
Uluslararası hukuka göre, devletler evrensel yargı yetkisi kapsamında, kendi topraklarında bulunan ve savaş suçu işlediğinden şüphelenilen kişileri yargılayabiliyor. Hindistan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) taraf olmamakla birlikte, Cenevre Sözleşmeleri'ni imzalamış durumda. Bu sözleşmeler, taraflara savaş suçlarını kovuşturma yükümlülüğü getiriyor. Ancak Hindistan'ın bu yükümlülüğü ne ölçüde uygulayacağı belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hind Rajab Vakfı'nın bu girişimi, İsrail-Filistin çatışmasının uluslararası hukuk boyutunu yeniden gündeme taşıyor. Gazze'deki çatışmaların ardından birçok insan hakları örgütü, İsrail askerlerinin savaş suçu işlediğine dair kanıtlar toplarken, bu tür yargısal süreçlerin başlatılması için uluslararası baskı artıyor. Benzer bir dava, geçtiğimiz aylarda Arjantin'de görülmüş ve İsrailli bir asker hakkında tutuklama emri çıkarılmıştı. Bu tür gelişmeler, İsrail hükümeti tarafından 'hukuki savaş' olarak nitelendirilen bir kampanyanın parçası olarak görülüyor.
Hindistan'ın alacağı karar, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda uluslararası hukukun uygulanabilirliği açısından da önemli bir emsal teşkil edebilir. Eğer Hindistan talebi kabul eder ve askeri tutuklarsa, bu, diğer devletler için de bir örnek oluşturabilir. Aksi takdirde, Hindistan'ın İsrail ile ilişkilerini öncelediği yorumlarına yol açabilir. Ayrıca, bu durum, Hindistan'ın Birleşmiş Milletler'deki Filistin yanlısı duruşu ile fiili uygulamaları arasındaki potansiyel çelişkiyi de ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destek ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik eleştirel tutumuyla biliniyor. Hind Rajab Vakfı'nın Hindistan'a yaptığı bu başvuru, Türkiye'nin de benzer adımlar atıp atmayacağı sorusunu gündeme getirebilir. Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olmamakla birlikte, evrensel yargı yetkisini kısmen tanıyor. Ancak Türkiye-İsrail ilişkileri son dönemde inişli çıkışlı bir seyir izliyor; bu tür bir girişim, ikili ilişkileri daha da germe riski taşıyabilir. Diğer yandan, Türkiye'nin bu konuda uluslararası hukuku işletme yönünde bir adım atması, hem iç kamuoyunda hem de İslam dünyasında takdirle karşılanabilir. Ancak Ankara'nın mevcut diplomatik dengeleri gözeterek ihtiyatlı bir yaklaşım benimsemesi daha olası görünüyor.