Çarşamba günü Nepal ile Tibet arasındaki Himalaya sınır bölgelerinde meydana gelen devasa bir ani sel felaketi en az dokuz kişinin ölümüne yol açtı. Seller, köyleri sürüklerken yolları, köprüleri ve enerji projelerini tahrip etti. Yetkililer, can kaybının artmasından endişe ediyor. Bu olay, dünyanın en yüksek dağ silsilesinde iklim değişikliğinin tetiklediği tehlikelerin son örneği olarak kayıtlara geçti.
Felaketin Arka Planı
Himalayalar, Hindistan ile Avrasya tektonik plakalarının çarpışması sonucu oluşan aktif bir dağ kuşağıdır. Bölge, depremler, heyelanlar ve ani seller gibi doğal afetlere sıkça maruz kalmaktadır. Ancak son yıllarda küresel ısınma nedeniyle buzulların hızla erimesi, bu afetlerin sıklığını ve şiddetini artırmıştır. Nepal'deki dağlık bölgelerde, özellikle muson mevsiminde yaşanan aşırı yağışlar, buzul göllerinin taşmasına ve ani sellere neden olmaktadır.
Çarşamba günü yaşanan sel felaketi, başkent Katmandu'nun kuzeydoğusundaki Sindhupalchok bölgesi ile Tibet'in Ngamring ilçesinde etkili oldu. Yetkililer, en az 400 kişinin tahliye edildiğini, bazı yerleşim yerlerinin tamamen sular altında kaldığını bildirdi. Nepal ordusu ve polis ekipleri, arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken, bölgeye insani yardım ulaştırılmaya çalışılıyor.
Bu olay, geçtiğimiz yıl aynı bölgede yaşanan ve 100'den fazla kişinin ölümüne neden olan sel felaketinin ardından geldi. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkisiyle bu tür olayların daha sık yaşanacağı konusunda uyarıyor. Nepal hükümeti, afet risk yönetimi çalışmalarını artırma sözü vermesine rağmen, ülkenin kırılgan altyapısı ve yetersiz kaynakları, bu tür felaketlere karşı savunmasız kalmasına neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Himalayalar, Asya'nın önemli nehirlerine (İndus, Ganj, Brahmaputra, Yangtze ve Sarı Irmak) kaynaklık eden 'üçüncü kutup' olarak adlandırılıyor. Buzulların erimesi, yalnızca Nepal ve Hindistan'ı değil, aynı zamanda Pakistan, Bangladeş ve Çin'i de etkileyen devasa bir su havzasını besliyor. Bu nedenle, Himalayalar'daki buzul erimesi ve ani sel olayları, milyarlarca insanın su kaynağını tehdit etmekte.
Çin ile Nepal arasındaki sınır bölgesinde yaşanan bu felaket, iki ülke arasındaki iş birliğini de gündeme getirdi. Çin, Tibet'teki altyapı projelerini hızlandırırken, sınır ötesi nehirlerin yönetimi konusunda Nepal ile diyalog halinde. Ancak, iklim değişikliğinin ortak bir tehdit olmasına rağmen, ülkeler arasında ortak bir erken uyarı sistemi veya afet yönetimi mekanizması hala tam olarak kurulmuş değil.
Himalaya bölgesindeki bu felaketler, aynı zamanda küresel iklim politikaları için de önemli bir gösterge niteliğinde. Uluslararası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre, Güney Asya, iklim değişikliğinin etkilerine en açık bölgelerden biri. Yoksul ve kırılgan ekonomiler, bu tür afetlerin yıkıcı etkileriyle başa çıkmakta zorlanıyor. Küresel toplum, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlama sözü verirken, bu tür olaylar, bu sözlerin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Himalayalar'daki bu felaket, doğrudan Türkiye'yi etkilememekle birlikte, iklim değişikliğinin küresel etkileri bağlamında önemli bir hatırlatıcıdır. Türkiye, son yıllarda seller, orman yangınları ve kuraklık gibi iklim kaynaklı afetlerle mücadele etmektedir. Bu durum, iklim değişikliğine uyum ve afet risk yönetimi konularında uluslararası iş birliğinin önemini artırmaktadır. Ayrıca, Türkiye, Kafkaslar ve Orta Asya'daki dağlık bölgelerde benzer risklerle karşı karşıyadır. Bu nedenle, Himalayalar'daki deneyimler ve erken uyarı sistemleri, Türkiye'nin kendi afet hazırlık stratejilerine katkı sağlayabilir. Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak, iklim değişikliğiyle mücadelede aktif rol alması beklenmektedir.