Geçtiğimiz hafta, aralarında birbirine yakın iki geniş aileden 44 çocuğun da bulunduğu 112 kişi için düzenlenen toplu cenaze töreni yeni bir trajedi değildi; neredeyse üç yıl önce işlenmiş bir suçun acı veren, gecikmiş bir muhasebesiydi. Kurbanların tamamı, komşu bölgelerde yaşayan Ebu Şeria ve El-Hasseyna aşiretlerine mensuptu. Bu toplu cenaze, İsrail'in Gazze'deki yıkım politikasını sürdürürken diplomatik kanalları nasıl bir araç olarak kullandığının da çarpıcı bir özetiydi. İsrail, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarını ve insani yardım taleplerini dikkate almadan, zaman kazanmak için diplomasiyi bir 'hesaplı aldatmaca' olarak kullanıyor. Bu durum, Filistinlilerin yaşamını ve bölgesel istikrarı doğrudan tehdit ederken, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını da aşındırıyor.
Diplomasinin Gölgesinde Süren Yıkım
İsrail, Gazze'ye yönelik saldırılarını sürdürürken bir yandan da diplomatik girişimlerde bulunuyor. Bu girişimler, insani ateşkes müzakereleri, esir takası anlaşmaları veya bölgesel güvenlik düzenlemeleri gibi başlıkları kapsıyor. Ancak analistler, bu diplomatik adımların asıl amacının, askeri operasyonların devamı için zaman kazanmak olduğunu belirtiyor. İsrail yönetimi, müzakere masasında geçen her dakikanın, Gazze'deki askeri hedeflerine ulaşmak için bir fırsat olduğunu biliyor. Bu taktik, "hesaplı aldatma" olarak adlandırılıyor çünkü İsrail, uluslararası topluma barışçıl niyetler mesajı verirken, sahada yıkımı sürdürüyor.
Son üç yılda yaşananlar, bu stratejinin nasıl işlediğini gösteriyor. Ateşkes müzakereleri defalarca başlatıldı ve kesintiye uğradı. Her müzakere turu, İsrail'in daha fazla askeri hazırlık yapması ve yeni saldırılar düzenlemesi için bir süre kazandırdı. Örneğin, 2023 yılında varılan kısa süreli ateşkes, İsrail'in güneydeki askeri yığınak yapması ve lojistik destek sağlaması için kullanıldı. Bu durum, Filistinli yetkililerin ve sivil toplum kuruluşlarının sert eleştirilerine neden oluyor. Filistinliler, diplomasinin bir 'oyalama' aracına dönüştüğünü ve bunun da sivillerin hayatına mal olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İkiyüzlülük ve Çaresizlik
İsrail'in bu diplomasi kullanımı, yalnızca Filistin topraklarını değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyen bir güven bunalımına yol açıyor. Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, İsrail'in müzakere masasına samimiyetsiz yaklaşımı nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda. Birleşmiş Milletler ve diğer insani yardım kuruluşları, Gazze'deki insani krizin derinleştiği uyarısında bulunurken, İsrail'in bu uyarıları dikkate almadığı görülüyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, uluslararası toplumun Filistin tarafındaki güvenilirliğini daha da zayıflatıyor.
Bölgesel olarak, İran ve Türkiye gibi ülkeler İsrail'in bu politikalarını kınarken, Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler ateşkes sağlanması için aracılık girişimlerinde bulunuyor ancak başarılı olamıyorlar. Bu durum, Arap kamuoyunda derin bir öfke ve çaresizlik duygusuna neden oluyor. Bölgedeki analistler, İsrail'in bu taktiğinin uzun vadede bölgesel istikrarı tehdit ettiği ve yeni çatışmalara zemin hazırladığı görüşünde. Ayrıca, uluslararası hukuk açısından da ciddi bir ihlal teşkil ediyor; çünkü sivillerin hedef alınması ve kollektif cezalandırma, Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırıdır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesine tarihsel olarak duyarlılıkla yaklaşan bir ülke olarak, İsrail'in diplomasiyi oyalama aracı olarak kullanmasına karşı net bir duruş sergiliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin diplomatik girişimlerini ve bölgedeki etkisini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, BM nezdinde yaptığı açıklamalarla ateşkes çağrılarını yineliyor ve insani yardım koridorlarının açılmasını talep ediyor. İsrail'in bu taktiği, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rollerini zayıflatabilir ve yeni bir göç dalgasıyla Türkiye'yi ekonomik ve güvenlik açısından etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları üzerinde de dolaylı etkileri olabilir. Bu nedenle, Ankara'nın İsrail'e yönelik politikalarını gözden geçirmesi ve Filistinlilerin haklarını savunan daha etkin bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.