İsrail merkezli insan hakları örgütü B'Tselem, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Batı Şeria'nın Nablus kentinin güneyindeki Kusra kasabasında yaşayan iki Filistinli ailenin evlerinden zorla çıkarılması ve mülklerine el konulması girişimlerine karşı uyarıda bulundu. Örgüt, bu tür uygulamaların İsrail'in bölgedeki 'etnik temizlik' politikasını hızlandırdığını ve Filistinlilerin topraklarından koparılmasının sistematik bir hal aldığını belirtti. B'Tselem, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilerin, Filistinli aileleri göçe zorlamak için baskı ve şiddet kullandığını, bu durumun uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğunu vurguladı.
Kusra'da yaşananlar ve arka planı
B'Tselem'in raporuna göre, son günlerde Kusra kasabasında yaşayan iki Filistinli aileye yönelik baskılar arttı. Yerleşimciler, ailelerin evlerini terk etmeleri için tehditler savuruyor, zaman zaman da fiziksel saldırılarda bulunuyor. Örgüt, bu girişimlerin yalnızca bireysel birer olay olmadığını, İsrail devletinin ve ordusunun desteğini alan yerleşimci hareketinin organize bir parçası olduğunu ifade etti. B'Tselem, benzer olayların Batı Şeria genelinde yaygınlaştığını ve özellikle C bölgesi olarak bilinen, İsrail'in tam kontrolündeki alanlarda yaşayan Filistinlilerin hedef alındığını kaydetti. Örgüt, bu durumun 'etnik temizlik' olarak nitelendirilebilecek bir politikanın parçası olduğunu ve İsrail'in 1967'den bu yana uyguladığı işgal politikalarıyla Filistinlileri topraklarından koparmayı amaçladığını savunuyor.
Kusra olayları, Batı Şeria'da yerleşimci şiddetinin arttığı bir döneme denk geliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılında yerleşimci kaynaklı saldırılar geçen yıla oranla yüzde 50'nin üzerinde arttı. Bu saldırıların çoğu Filistinli köylülere, çobanlara ve zeytin hasadı yapan çiftçilere yönelik gerçekleşiyor. B'Tselem, bu şiddetin İsrail güvenlik güçlerinin göz yummasıyla sürdüğünü ve yerleşimcilerin çoğu zaman cezasız kaldığını belirtiyor. İsrail hükümeti ise yerleşimci şiddetini kınadığını ancak bu tür olaylara karışanların yargılanması için yeterli adım atmadığını ifade ediyor.
Uluslararası toplumun Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerini yasa dışı kabul etmesine rağmen, İsrail bu yerleşimleri 1967'den bu yana genişletmeye devam ediyor. Son yıllarda ise aşırı sağcı partilerin koalisyon hükümetinde yer almasıyla yerleşim politikaları daha da radikalleşti. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler, yerleşimci hareketini açıkça destekliyor ve Filistinlilere yönelik baskıların artırılmasından yana. B'Tselem, bu durumun 'etnik temizlik' politikasının devlet düzeyinde meşrulaştırılması anlamına geldiğini savunuyor.
Bölgesel ve uluslararası boyut
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, İsrail-Filistin çatışmasının seyrini belirleyen kritik unsurlar arasında yer alıyor. İki devletli çözümün giderek imkânsız hale geldiği bir ortamda, yerleşimlerin genişlemesi ve Filistinlilerin yerinden edilmesi, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiriyor. Arap ülkeleri ve uluslararası toplum, İsrail'in bu politikalarını defalarca kınamış ancak somut bir yaptırım kararı almamıştır. ABD yönetimi ise İsrail'in güvenlik kaygılarını öne sürerek yerleşim politikalarına karşı çıkmakla birlikte, etkili bir baskı uygulamaktan kaçınıyor.
Bu durum, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırının ardından başlayan Gazze savaşının gölgesinde daha da karmaşık bir hal aldı. Savaş, Batı Şeria'daki gerilimi artırdı ve İsrail ordusunun bölgedeki operasyonlarını yoğunlaştırmasına yol açtı. B'Tselem, savaşın gölgesinde Filistinlilere yönelik baskıların arttığını ve bu durumun 'etnik temizlik' politikasını hızlandırdığını öne sürüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail'in işgal politikalarını savaş suçu kapsamında değerlendirip değerlendirmeyeceği ise merak konusu. Geçtiğimiz aylarda UCM başsavcısı, İsrail'in Batı Şeria dahil Filistin topraklarındaki uygulamalarına ilişkin soruşturma başlatmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek açısından önem taşıyor. Türkiye, her fırsatta İsrail'in işgal politikalarını kınayan ve Filistinlilerin haklarını savunan bir tutum sergiliyor. B'Tselem'in raporu, Türk yetkililere İsrail'i uluslararası platformlarda daha güçlü bir şekilde kınama fırsatı verebilir. Ayrıca, bu durum Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme adımlarını gözden geçirmesine neden olabilir. Bölgesel istikrarın sağlanması için iki devletli çözümün güçlendirilmesi gerektiğine inanan Türkiye, İsrail'in etnik temizlik politikalarının bölgedeki çatışmaları derinleştireceğini düşünüyor. Ankara'nın bu konudaki açıklamaları, Müslüman toplumlar nezdinde Türkiye'nin prestijini artırabilir.