İsrail ordusuna ait bir insansız hava aracının (İHA) Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kenti yakınlarında düzenlediği saldırıda iki Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Saldırı, yerel saatle sabah erken saatlerde, El-Karara bölgesine yönelik olarak gerçekleştirildi. Filistin Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ölenlerin 30'lu yaşlarda iki erkek olduğu, yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu belirtildi. Görgü tanıkları, saldırının ardından bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildiğini ve enkaz altında kalanlar olabileceği endişesiyle arama çalışmalarının sürdüğünü aktardı. İsrail ordusu konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmazken, Filistinli gruplar saldırıyı kınayarak misilleme yapacaklarını duyurdu.
Saldırının Arka Planı: Artan Gerilim ve Hedef Bölgeler
İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ardından Gazze Şeridi genelinde yoğun çatışmalar devam ediyor. Han Yunus, savaşın en kritik cephelerinden biri haline gelmiş durumda. İsrail ordusu, bölgede Hamas militanlarının varlığına işaret ederek, özellikle tünel ağlarına ve roket fırlatma rampalarına yönelik hava saldırıları düzenliyor. Ancak bu saldırılar çoğu zaman sivil kayıplara yol açıyor. Son bir hafta içinde Han Yunus çevresinde en az 15 Filistinlinin öldüğü bildiriliyor. Birleşmiş Milletler'e göre, Gazze'de yerlerinden edilen nüfusun büyük bir kısmı Han Yunus ve çevresindeki kamplarda barınıyor. Bu durum, askeri operasyonların sivil halk üzerindeki etkisini daha da artırıyor.
İsrail ordusunun kullandığı insansız hava araçlarına ilişkin bilgiler de dikkat çekiyor. Özellikle Heron ve Hermes tipi İHA'lar, istihbarat toplama ve hedefe yönelik hassas saldırılar için sıkça kullanılıyor. Ancak sivil yerleşim alanlarına yakın noktalarda gerçekleşen saldırılar, 'hassas vuruş' kavramını tartışmaya açıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, sivillerin korunması için uluslararası insancıl hukuka riayet edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Diplomatik Çabalar ve Tepkiler
Han Yunus'taki bu son saldırı, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakereleri henüz somut bir sonuç vermemişken, saldırının müzakereleri olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor. Batı Şeria'da bulunan Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas, saldırıyı kınayarak İsrail'i 'soykırım' yapmakla suçladı. Öte yandan, Hamas sözcüsü Abdüllatif el-Kanu, yaptığı yazılı açıklamada, 'Bu saldırı, düşmanın savaş suçları işlemeye devam ettiğinin bir kanıtıdır. Direniş, işgalciyi püskürtmek için tüm seçenekleri masada tutuyor' ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ise saldırıda yaralananlara yardım ulaştırmak için çaba gösteriyor.
Bölgesel düzeyde, İran ve Lübnan Hizbullah'ı saldırıya tepki gösterirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden henüz resmi bir açıklama gelmedi. ABD ise İsrail'in kendini savunma hakkını desteklerken, sivil kayıpların önlenmesi çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Josep Borrell, 'Orantılılık ilkesine uyulması ve sivillerin korunması esastır' dedi. Bu saldırı, aynı zamanda İsrail'in Gazze'de uyguladığı 'hedefli öldürme' taktiğine yönelik eleştirileri de yeniden gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını defalarca kınayarak, ateşkes çağrısında bulunmuş ve insani yardım ulaştırmak için adımlar atmıştı. Bu son saldırı, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü güçlendirme çabalarının sürdüğü bir döneme denk geliyor. Ankara, Hamas ile ilişkilerini korurken, İsrail'le de diplomatik temaslarını kesmiş değil. Ancak bu tür saldırılar, Türkiye'nin bölgede istikrarı sağlama ve Filistin davasına destek verme yönündeki pozisyonunu zorlaştırabilir. Ekonomik olarak, Gazze'deki istikrarsızlık Doğu Akdeniz enerji projelerini de etkileyebileceğinden, Türkiye'nin enerji güvenliği risk altında kalabilir. Güvenlik açısından bakıldığında, bölgedeki gerginliğin Türkiye'nin sınır güvenliğini veya terörle mücadele stratejilerini doğrudan etkilemesi beklenmese de, insani yardım kuruluşları aracılığıyla Türkiye'nin sahada varlığı devam ediyor.