Güney Amerika, merkez bankalarının bağımsız para politikaları ve hükümetlerin hedefli sosyal yardım programları sayesinde açlığı büyük ölçüde yenmeyi başardı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) son verilerine göre, kıtada kronik açlık çeken nüfus oranı 2000'li yılların başında yüzde 14 seviyelerindeyken bugün yüzde 6,5'a gerilemiş durumda. Bu, dünya genelindeki eğilimin tam tersi bir başarı hikayesine işaret ediyor.
Başarının mimarları: Merkez bankaları ve akıllı yardımlar
Uzmanlar, bu başarının arkasında iki temel faktör olduğunu belirtiyor: Birincisi, bölge ülkelerinin merkez bankalarının 2000'li yılların başından itibaren uyguladığı bağımsız ve enflasyon hedeflemeli para politikaları. Brezilya, Şili, Peru ve Kolombiya gibi ülkelerde merkez bankaları, siyasi baskılardan uzak şekilde fiyat istikrarını sağladı. Bu sayede enflasyon kontrol altına alındı ve gıda fiyatlarındaki ani yükselişler engellendi. İkinci faktör ise, Brezilya'nın "Bolsa Família" (Aile Çantası) programı gibi hedefli sosyal yardım sistemleri. Nakit transferi, okula devam zorunluluğu ve sağlık kontrolleri gibi şartlarla bağlanan bu yardımlar, yoksul hanelerin alım gücünü artırırken beşeri sermayeye de yatırım yapılmasını sağladı.
Brezilya, açlıkla mücadelede en çarpıcı başarıya imza attı. 2002'de seçilen Başkan Luiz Inácio Lula da Silva'nın "Fome Zero" (Sıfır Açlık) programı, ülkedeki aşırı yoksulluğu dörtte üç oranında azalttı. Lula'nın halefi Dilma Rousseff döneminde de devam eden politikalar sayesinde Brezilya, 2014 yılında BM'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nden biri olan açlığı sona erdirme hedefini yakalamıştı. Ancak sonraki yıllarda ekonomik kriz ve COVID-19 salgını bu ilerlemeyi bir miktar geriletti. Yine de bölge genelindeki tablo umut verici.
Küresel krizler karşısında dayanıklılık
Güney Amerika'nın başarısı, küresel gıda krizlerine karşı da bir dayanıklılık testi oldu. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji ve tahıl fiyatlarını küresel çapta artırırken, Güney Amerika ülkeleri bu şoktan nispeten az etkilendi. Bunun nedeni, bölgenin büyük ölçüde kendi gıdasını üretebilmesi ve güçlü tarım ihracatı sayesinde döviz geliri elde etmesiydi. Ayrıca, merkez bankalarının erken faiz artırımları, enflasyonun kontrolden çıkmasını engelledi. Brezilya, Şili ve Peru gibi ülkeler, pandemi sonrası küresel enflasyon dalgasına karşı dünyada en erken faiz artıran ülkeler arasında yer aldı.
FAO'nun Latin Amerika ve Karayipler Direktörü Mario Lubetkin, "Güney Amerika, doğru politikaların bir araya gelmesiyle açlığın yenilebileceğini kanıtladı. Bu, diğer bölgeler için de bir ders niteliğinde" dedi. Lubetkin, bölgede 2030 yılına kadar açlığın tamamen sona erdirilebileceğini öngördüklerini ifade etti. Ancak bazı zorluklar da devam ediyor: Venezuela ve Haiti gibi ülkelerde siyasi istikrarsızlık ve ekonomik çöküş, açlıkla mücadeleyi sekteye uğratmış durumda. Ayrıca iklim değişikliğinin tarım üzerindeki olumsuz etkileri, uzun vadede bölgenin gıda güvenliğini tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Amerika'nın açlıkla mücadeledeki başarısı, Türkiye'nin de benzer politikaları gözden geçirmesi için bir referans olabilir. Türkiye, son yıllarda yüksek enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artışla mücadele ediyor. Brezilya ve Şili'nin uyguladığı gibi bağımsız ve kredibilitesi yüksek bir merkez bankası, enflasyonla daha etkin mücadele edebilir. Ayrıca, sosyal yardımların eğitim ve sağlık gibi şartlara bağlanması, uzun vadede yoksulluk döngüsünü kırabilir. Türkiye'nin tarım potansiyeli de göz önüne alındığında, hedefli teşviklerle gıda üretiminin artırılması ve gıda enflasyonunun düşürülmesi mümkün görünüyor. Bu başarı hikayesi, Türkiye'nin açlık ve yoksullukla mücadelesinde yeni bir yol haritası sunuyor.