Güney Afrika Cumhuriyeti'nde son haftalarda artan yabancı düşmanlığı kaynaklı şiddet olayları, birçok Afrika ülkesini vatandaşlarını geri çağırmaya itti. Malavi, bu ülkeler arasında en dikkat çekici adımları atanlardan biri oldu. Yetkililer, Gauteng ve Limpopo gibi büyük şehirlerdeki saldırılarda en az 12 Malavi vatandaşının hayatını kaybettiğini, yüzlercesinin ise yaralandığını bildirdi. Bunun üzerine Malavi hükümeti, Güney Afrika'da bulunan yaklaşık 200 bin vatandaşını ülkeye getirmek için geniş çaplı bir tahliye operasyonu başlattı. Operasyon kapsamında özel otobüsler ve uçaklar kiralanırken, Malawi Diaspora Birliği de geri dönüş sürecine destek veriyor.
Gelişmenin arka planı: Yabancı düşmanlığı neden tırmandı?
Güney Afrika, uzun yıllardır yabancı düşmanlığı (zenofobi) kaynaklı şiddet olaylarına sahne oluyor. Ekonomik durgunluk, işsizlik oranının yüzde 32'nin üzerinde seyretmesi ve artan yaşam maliyeti, yerel halkın göçmenleri suçlamasına neden oluyor. Özellikle Zimbabve, Malavi, Mozambik, Somali ve Etiyopya gibi komşu ülkelerden gelen göçmenler, "işlerimizi çalıyor" ve "suçu artırıyor" gibi gerekçelerle hedef alınıyor. Son olayların fitili, Johannesburg'un Alexandra bölgesinde bir göçmenin öldürülmesiyle ateşlendi. Ardından Soweto, Tembisa ve Katlehong gibi banliyölerde göçmenlere ait dükkanlar yağmalandı, evler ateşe verildi. Polis, olaylara karışan 150'den fazla kişiyi gözaltına aldı ancak şiddetin durdurulamaması, hükümetin yetersiz kaldığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
Malavi Dışişleri Bakanı Nancy Tembo, yaptığı açıklamada, "Vatandaşlarımızın can güvenliği bizim için her şeyden önce gelir. Güney Afrika makamları gerekli önlemleri alana kadar geri dönüşler devam edecek" dedi. Bakan Tembo, ayrıca Güney Afrika hükümetinden resmi bir özür ve zarar tazmini talebinde bulundu. Benzer adımlar Zimbabve, Mozambik ve Zambiya tarafından da atılırken, Nijerya da vatandaşlarına yönelik tehditler üzerine büyükelçiliğini uyarı yayınlamaya zorladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika Birliği'nin sınavı
Güney Afrika'daki bu gelişmeler, Afrika Birliği (AfB) içinde ciddi tartışmalara yol açtı. Birliğin temel prensiplerinden biri olan serbest dolaşım ve bölgesel entegrasyon, zenofobi dalgasıyla sarsılıyor. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) anlaşması, ülkeler arasında mal ve insan hareketliliğini artırmayı hedeflerken, yaşananlar anlaşmanın uygulanabilirliğini sorgulatıyor. AfB Komisyon Başkanı Moussa Faki, yaptığı yazılı açıklamada, "Kıtamızda kardeşlik ve dayanışma ruhunu zedeleyen bu tür eylemler kabul edilemez" ifadelerini kullandı. Ancak Birliğin somut bir müdahale planı ortaya koyamaması, eleştirilerin odağı oldu.
Öte yandan, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, olayları kınayan bir açıklama yapmakla yetindi ve "Bu şiddet eylemleri Güney Afrika'nın itibarına zarar veriyor. Failler adalet önüne çıkarılacak" dedi. Ancak Ramaphosa'nın bu söylemi, muhalefet ve sivil toplum örgütleri tarafından yetersiz bulundu. Ekonomik Özgürlük Savaşçıları (EFF) partisi lideri Julius Malema ise göçmen karşıtı söylemleriyle biliniyor; ancak olayların arttığı dönemde sessiz kalmayı tercih etti. Bu durum, siyasi partilerin yabancı düşmanlığını oy uğruna körüklediği iddialarını güçlendiriyor.
Küresel ölçekte ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM), durumdan endişe duyduklarını belirterek, Güney Afrika hükümetine kapsayıcı bir politika çağrısı yaptı. Göçmen hakları örgütleri, yaşananların 2008 ve 2015'teki benzer dalgalardan daha şiddetli olduğunu ve ülkenin sosyal dokusunda kalıcı hasar bırakabileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasında son yıllarda artan diplomatik ve ticari varlığıyla dikkat çekiyor. Güney Afrika'da yaşanan yabancı düşmanlığı krizinin doğrudan Türk vatandaşlarına yönelik olmamasına rağmen, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin Afrika açılımına zarar verebilir. Türkiye, özellikle Malavi gibi ülkelerle ikili ticaret hacmini artırmayı hedeflerken, bu ülkelerin iç siyasi dengelerinin sarsılması yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türk iş insanları ve yardım kuruluşlarının Güney Afrika ve çevresindeki faaliyetleri, bu tür krizlerde güvenlik riskiyle karşı karşıya kalabilir. Türkiye'nin, AfB nezdinde diyalog ve arabuluculuk mekanizmalarını desteklemesi, hem kıtadaki nüfuzunu artıracak hem de Türk vatandaşlarının güvenliğine katkı sağlayacaktır.