Güney Afrika’da yabancı karşıtı protestolar ülke genelinde şiddetlenirken, binlerce belgesiz göçmene ülkeyi terk etmeleri için tanınan süre Salı günü itibarıyla doldu. Durban kent merkezinde 2.000’den fazla kişinin katıldığı gösterilerde, yabancı uyruklulara yönelik tehditler ve saldırılar arttı. Göçmenler, can güvenliklerinin olmadığını belirterek kaçış planları yaparken, hükümet gerginliği yatıştırmaya çalışıyor.
Gelişmenin arka planı
Güney Afrika’da son haftalarda tırmanan yabancı karşıtı söylem, özellikle Zimbabve, Malavi, Somali ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi komşu ülkelerden gelen göçmenleri hedef alıyor. Yerel halk, işsizlik ve ekonomik sorunların faturasını yabancılara keserken, hükümetin belgesiz göçmenlere yönelik ‘Operasyon Dudula’ adlı kampanyası da tepkilere neden oluyor. Polis, Durban ve Johannesburg’da çıkan olaylarda çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Göçmenlerin sığındığı kamplar ve gecekondular saldırıya uğrarken, en az 10 kişinin hayatını kaybettiği bildiriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), şiddetin durdurulması çağrısı yaparken, Afrika Birliği de endişelerini dile getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Afrika’daki yabancı düşmanlığı, kıtanın en sanayileşmiş ekonomisi olan ülkede uzun süredir var olan bir sorun. 2008’de 60’tan fazla kişinin öldüğü benzer olaylar yaşanmıştı. Bu kez, COVID-19 salgınının ekonomik etkileri ve yüksek işsizlik oranı (yüzde 35) nedeniyle gerilim daha da arttı. Protestolar, Başkan Cyril Ramaphosa’nın reform vaatlerine rağmen zenginle yoksul arasındaki uçurumun derinleştiği bir ortamda patlak verdi. Bölgesel istikrarı tehdit eden bu durum, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nu (SADC) harekete geçmeye zorlayabilir. Öte yandan, Avrupa Birliği ve ABD, insan hakları ihlalleri konusunda uyarılarda bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika’daki yabancı karşıtı şiddet, Türkiye’nin Afrika politikası açısından iki boyutlu bir etki yaratabilir. Birincisi, kıtada artan yabancı düşmanlığı, Türk yatırımcıları ve vatandaşları da hedef alabilir. İkincisi, Türkiye’nin Afrika’daki insani yardım ve kalkınma projeleri, bu tür krizlerde itibarını artırabilir. Ancak doğrudan bir güvenlik riski oluşturmasa da, Türk vatandaşlarının bulunduğu bölgelerdeki durum yakından izlenmelidir.