Küresel ekonomide son ayların en çok konuşulan konularından biri, gelişen piyasalara yönelik sermaye akışının beklentilerin çok altında kalması. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) eylül ayında 50 baz puanlık faiz indirimiyle başlattığı gevşeme döngüsüne rağmen, uluslararası yatırımcıların gelişen piyasa varlıklarına yönelmediği görülüyor. Bu durum, hem küresel likidite koşulları hem de jeopolitik riskler açısından önemli sinyaller veriyor.
Faiz İndirimine Rağmen İsteksizlik
Fed'in politika faizini yüzde 5,50'den yüzde 5,00'e indirmesi, piyasalarda gelişen ülkelere sermaye girişini hızlandıracağı yönünde bir beklenti oluşturmuştu. Ancak Ekim ayı verileri, bu beklentinin karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre, Ekim ayında gelişen piyasa hisse senedi fonlarına net giriş sadece 3,2 milyar dolar oldu; bu, Ağustos'taki 12 milyar dolarlık girişin çok altında. Tahvil tarafında ise 5,8 milyar dolarlık çıkış yaşandı.
Uzmanlar, bu isteksizliğin birkaç nedene bağlı olduğunu belirtiyor. Öncelikle, Fed'in faiz indirimi sonrası ABD 10 yıllık tahvil getirileri hâlâ yüzde 4,2 seviyesinde ve bu, gelişen piyasa tahvillerine kıyasla cazip bir alternatif sunuyor. İkincisi, Çin'in beklenen büyüklükte bir teşvik paketi açıklamaması, emtia ihracatçısı gelişen ülkeler için talep görünümünü zayıflatıyor. Üçüncüsü, ABD seçimlerinin yarattığı belirsizlik, yatırımcıları riskli varlıklardan uzak tutuyor.
Çin Faktörü ve Emtia Baskısı
Çin, Eylül sonunda açıkladığı teşvik paketiyle piyasaları bir miktar rahatlatsa da, paketin büyüklüğü ve kapsamı beklentilerin altında kaldı. Gayrimenkul sektöründeki krizin derinleşmesi ve iç talebin zayıf seyretmesi, Çin'in ithalat talebini sınırlıyor. Bu da Brezilya, Şili, Endonezya gibi emtia ihracatçısı gelişen ülkelerin para birimlerini ve borsalarını olumsuz etkiliyor.
Öte yandan, Hindistan ve Vietnam gibi imalat odaklı ekonomiler, Çin'den kayabilecek üretim için umut vaat ediyor. Ancak bu ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırım kararları da jeopolitik riskler nedeniyle yavaş ilerliyor. Özellikle Güney Çin Denizi'ndeki gerilim ve Tayvan çevresindeki askeri hareketlilik, bölgeye yönelik portföy yatırımlarını caydırıyor.
Seçim Belirsizliği ve Güçlü Dolar
ABD'de 5 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimleri, küresel sermaye akımları üzerinde belirleyici bir faktör. Anketler, eski Başkan Donald Trump ile Başkan Yardımcısı Kamala Harris arasında kıyasıya bir yarışa işaret ediyor. Trump'ın olası bir zaferi durumunda uygulanması muhtemel gümrük tarifeleri ve vergi politikalarının gelişen piyasaları nasıl etkileyeceği belirsizliğini koruyor. Harris'in kazanması halinde ise mevcut politikalara yakın bir çizgi izlenmesi bekleniyor.
Dolar endeksi (DXY) Ekim ayında yüzde 2,3 artışla 104 seviyesine yükseldi. Güçlü dolar, gelişen piyasa para birimleri üzerinde baskı oluşturuyor ve borçlanma maliyetlerini artırıyor. Türk lirası, Güney Afrika randı ve Brezilya reali, Ekim ayında dolara karşı değer kaybeden para birimleri arasında yer aldı.
Piyasa analistleri, gelişen piyasalara sermaye akışının önümüzdeki aylarda da sınırlı kalabileceğini öngörüyor. Fed'in faiz indirim döngüsünün kademeli olacağı ve jeopolitik risklerin (Orta Doğu, Ukrayna, Tayvan) devam edeceği varsayımıyla, yatırımcıların temkinli duruşunu sürdürmesi bekleniyor. Yine de, eğer ABD'de seçim sonrası belirsizlik ortadan kalkar ve Çin daha agresif bir teşvik paketi açıklarsa, 2025'in ilk çeyreğinde sermaye akışında bir toparlanma görülebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gelişen piyasalara yönelik sermaye akışındaki yavaşlama, Türkiye için doğrudan bir risk oluşturuyor. Türkiye, cari açığını finanse etmek ve dış borç çevrimini sağlamak için sıcak paraya ihtiyaç duyuyor. Fed'in faiz indirimine rağmen portföy girişlerinin zayıf kalması, TL üzerindeki baskıyı artırabilir ve Merkez Bankası'nın faiz politikasını zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD seçim sonuçlarına bağlı olarak Türkiye'ye yönelik yaptırım riski veya ticaret politikaları değişebilir. Bu ortamda, Türkiye'nin yapısal reformları hızlandırması ve yatırımcı güvenini tazelemesi kritik önemde.