Küresel yönetişim krizinde ne hayalperest bir çoktaraflılık ne de soğuk bir reelpolitik işe yarıyor. Eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, bu ikileme üçüncü bir yol öneriyor: geçici koalisyonlar. Yazarlara göre, bugünün en acil sorunları –iklim değişikliği, salgın hastalıklar, dijital düzenleme– ne eski tip uluslararası anlaşmalarla ne de tek taraflı güç politikalarıyla çözülebilir. Bunun yerine, belirli bir soruna odaklanmış, esnek ve zaman sınırlı işbirlikleri kurulmalı. Bu model, hem bürokratik yükü azaltıyor hem de sonuç odaklı bir işbirliği sağlıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Carney ve Stubb'un önerisi, küresel kurumların artan meşruiyet krizi ve yavaşlığına bir yanıt olarak ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü gibi yapılar, üye devletlerin çıkar çatışmaları nedeniyle etkisiz kalıyor. Diğer yandan, ABD-Çin rekabeti gibi jeopolitik gerilimler, işbirliğini daha da zorlaştırıyor. Yazarlar, COVID-19 aşı dağıtımında COVAX gibi girişimlerin başarısızlığını ve iklim krizinde yaşanan yavaş ilerlemeyi örnek gösteriyor. Onlara göre, geçici koalisyonlar bu boşluğu doldurabilir: her biri belirli bir hedefe kilitlenmiş, katılımcıların isteğe bağlı olarak dahil olduğu, başarısız olursa dağılabilen yapılar.
Özellikle teknoloji ve finans alanında benzer modeller görülüyor. Örneğin, karbon fiyatlandırması veya dijital vergilendirme konusunda bazı ülkelerin gönüllü koalisyonlar oluşturması, daha geniş anlaşmaların önünü açabilir. Ancak eleştirmenler, bu modelin küresel eşitsizlikleri derinleştirebileceğini ve güçlü ülkelerin kendi çıkarlarına göre koalisyonlar kurabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Carney ve Stubb'un önerisi, özellikle Avrupa Birliği gibi bölgesel entegrasyon projeleri için yeni bir perspektif sunuyor. AB'nin genişleme yorgunluğu ve iç bölünmeleri, daha esnek işbirliklerine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Örneğin, savunma alanında NATO dışında geçici koalisyonlar, Doğu Akdeniz gibi kriz bölgelerinde daha hızlı müdahale sağlayabilir. Küresel ölçekte ise, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi gibi büyük projeler, geçici koalisyon mantığına aykırı görünse de, aslında esnek ortaklıkların önünü açabilir.
Ancak bu model, uluslararası hukuk ve kurallara dayalı düzeni zayıflatma riski taşıyor. Geçici koalisyonlar, kalıcı taahhütler gerektirmediği için, ülkelerin sorumluluktan kaçmasına yol açabilir. Bu nedenle yazarlar, koalisyonların şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu öneri, Türkiye gibi çok yönlü dış politika izleyen ülkeler için hem fırsat hem risk taşıyor. Türkiye, geçici koalisyonlara katılarak Doğu Akdeniz enerji işbirlikleri veya iklim değişikliği gibi konularda esnek ortaklıklar kurabilir. Ancak bu model, Türkiye'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerini zayıflatabilir ve kısa vadeli çıkarlara odaklanma eğilimini artırabilir. Özellikle AB ve NATO ile ilişkilerde, geçici koalisyonların kalıcı ittifakların yerini alması, Türkiye'nin stratejik derinliğini azaltabilir. Bu nedenle Ankara, geçici işbirliklerini kalıcı yapıların tamamlayıcısı olarak görmeli, ancak asıl yatırımını kurumsal ilişkilere yapmalıdır.