Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmalar ve insani kriz, Filistinlilerin Dünya Kupası gibi küresel bir spor etkinliğinden keyif almasını neredeyse imkânsız hale getirdi. Yerinden edilme, sürekli elektrik kesintileri ve geçmişteki normal yaşam anılarının ağırlığı altında ezilen Gazzeliler, bu yıl futbolun sunduğu kaçış fırsatını dahi bulamıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, nüfusun yaklaşık yüzde 85'i yerinden edilmiş durumda ve çoğu, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Futbol, bir zamanlar nasıl bir kaçıştı?
Geçmiş yıllarda Dünya Kupası, Gazze'deki Filistinliler için savaşın ve ablukanın yarattığı baskılardan geçici bir sığınak işlevi görüyordu. Kahvehanelerde, evlerde toplanan insanlar, maçları izlemek için jeneratörlerle çalışan televizyonların başına geçiyor, en azından 90 dakikalığına günlük sorunları unutuyordu. Ancak bu yıl, İsrail'in yoğun hava saldırıları ve kara operasyonları nedeniyle altyapı büyük ölçüde tahrip oldu. Elektrik hatları, su şebekeleri ve iletişim ağları çalışmaz hale geldi. Dünya Kupası maçlarını canlı izlemek için gereken internet bağlantısı ve elektrik, lüks haline geldi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu durum, sadece bir spor etkinliğinin kaçırılmasından ibaret değil. Dünya Kupası, küresel bir dayanışma ve barış sembolü olarak görülürken, Gazze'de yaşanan insani trajedi, sporun bile siyasetten ve savaştan bağımsız olmadığını bir kez daha gösteriyor. Uluslararası toplumun, spor yoluyla bile olsa Filistin halkına destek verme çağrıları yankı bulmuyor. Katar'da düzenlenen turnuva, bölgedeki çatışmaların gölgesinde geçiyor; birçok ülke, Filistin bayraklarının stadyumlarda dalgalanmasına izin verilmemesini eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına en güçlü destek veren ülkelerden biri olmuştur. Gazze'deki insani kriz, Türk dış politikasının Ortadoğu'daki önceliklerini yeniden şekillendirmektedir. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde Gazze'ye yönelik insani yardımların artırılması ve ateşkes sağlanması için diplomatik girişimlerini sürdürmektedir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel liderlik rolünü pekiştirme çabalarıyla da örtüşmektedir. Ancak, krizin derinleşmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki dengeleri açısından da riskler barındırmaktadır.