Birleşmiş Milletler'in Gazze Şeridi için hazırladığı yeniden imar planı, insani bir zorunluluk olmaktan çıkarak siyasi bir baskı aracına dönüşüyor. BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov tarafından sunulan plan, aslında Filistinlilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade, uluslararası toplumun Gazze üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi amaçlıyor. Plan, İsrail'in güvenlik endişelerini ön plana çıkarırken, Filistinlilerin yaşadığı insani felaketi ikinci plana atıyor. Özellikle 2014 ve 2021 saldırılarının ardından harabeye dönen Gazze'de, yeniden inşa süreci defalarca ertelenmiş ve siyasi çekişmelere kurban gitmişti. Bu kez de Mladenov'un önerisi, mali yardımı, Filistin Yönetimi'nin siyasi taleplerine ve İsrail'in güvenlik koşullarına bağlayarak, yeniden imarı bir taahhüt değil, bir tehdit unsuru haline getiriyor.
Planın Perde Arkası: İnsani Yardım mı, Siyasi Baskı mı?
Mladenov'un planı, Gazze'ye yönelik yardımları üç aşamaya ayırıyor. İlk aşamada acil insani ihtiyaçların karşılanması öngörülürken, ikinci aşamada kalıcı altyapı projeleri, üçüncü aşamada ise siyasi çözüm yer alıyor. Ancak eleştirmenler, bu aşamaların birbirine bağlanmasının, yeniden imarın tamamen siyasi bir pazarlık konusu haline getirildiğini savunuyor. Özellikle planın, Hamas'ın silahsızlandırılması ve Filistin Yönetimi'nin Gazze'de kontrolü yeniden ele alması gibi koşullar içermesi, yardımların Filistinlilerin lehine değil, İsrail ve uluslararası aktörlerin çıkarlarına hizmet ettiğini gösteriyor. BM verilerine göre Gazze'de nüfusun %80'inden fazlası insani yardıma muhtaç durumda ve işsizlik oranı %50'yi aşıyor. Bu koşullarda bir yeniden imar planı, öncelikle insani ihtiyaçları karşılamalı, ancak Mladenov'un önerisi tam tersini yapıyor: Yeniden imarı, Filistinlilerin siyasi taleplerinin önünde bir engel olarak kullanıyor.
Planın bir diğer tartışmalı yönü ise finansman mekanizması. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin öncülüğünde bir bağışçı konferansı düzenlenmesi öngörülse de, bu ülkelerin İsrail ile normalleşme sürecinde olması, yardımların Filistinlilerin çıkarlarından çok bölgesel dengelere göre şekilleneceği endişesini artırıyor. Ayrıca plan, Gazze'deki mülteci kamplarının yeniden inşasını da içermiyor; bu da Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının göz ardı edildiği anlamına geliyor. Uluslararası Kriz Grubu'na göre, mevcut haliyle plan, Gazze'deki insani krizi çözmek bir yana, Filistinliler arasındaki bölünmeyi derinleştirme riski taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Normalleşme Sürecinin Gölgesinde Bir Plan
Mladenov'un planı, İbrahim Anlaşmaları ile başlayan ve Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi ile devam eden bölgesel denklem içinde değerlendirilmeli. ABD'nin arabuluculuğunda ilerleyen normalleşme süreci, Filistin meselesini ikinci plana atmış durumda. Bu plan da aslında Filistinlilere, normalleşmenin bedeli olarak sunulan bir 'insani paket' niteliği taşıyor. Ancak Filistin Yönetimi'nin zaten zayıf olan meşruiyeti, bu tür planlarla daha da aşınıyor. Öte yandan Hamas, planın kendisini hedef aldığını düşünerek şimdiden reddettiğini açıkladı. Bu durumda Gazze'de kalıcı bir çözüm yerine, geçici ve kırılgan bir ateşkes süreci bekleniyor.
Küresel boyutta ise plan, BM'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünün ne kadar sınırlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. ABD'nin veto gücü ve İsrail'in askeri üstünlüğü karşısında BM'nin etkisiz kaldığı eleştirileri, bu planla birlikte yeniden gündeme geldi. Avrupa Birliği ve diğer Batılı ülkeler plana destek verse de, bu desteğin arkasında İsrail'in güvenliğini önceleyen bir yaklaşım olduğu açık. Rusya ve Çin ise planı, Filistinlilerin haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle eleştiriyor. Bu kutuplaşma, Gazze'deki insani krizin çözümünü daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve Gazze'deki insani yardım faaliyetleriyle bölgede önemli bir aktör. Mladenov'un planı, Türkiye'nin insani yardım odaklı politikasıyla çelişiyor. Planın siyasi koşullara bağlanması, Türkiye'nin Filistin Yönetimi ve Hamas ile dengeli ilişkiler kurma çabasını da zorlaştırabilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'de enerji ve deniz yetki alanları konusunda yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, Gazze'nin yeniden imarındaki gecikme, bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Türkiye, bu planda kendi çıkarlarına aykırı noktaları, uluslararası platformlarda dile getirerek ve kendi insani yardım inisiyatiflerini güçlendirerek dengeleyebilir. Ancak Türkiye'nin de bu plana doğrudan müdahil olmaması, etkisini sınırlayabilir.