Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmaların ve altyapının tahrip edilmesinin yol açtığı su krizi, binlerce Filistinli aileyi kirli su kullanmaya zorluyor. Bölgedeki su arıtma tesislerinin büyük bölümünün kullanılamaz hale gelmesi, halkı sağlıksız kaynaklara yöneltirken, özellikle çocuklar ve yaşlılar arasında su kaynaklı hastalıkların yayılma riski endişe verici boyutlara ulaşıyor. Yerel sağlık yetkilileri, temiz içme suyuna erişimin insani bir acil durum olduğunu vurgularken, uluslararası yardım kuruluşları da bölgeye su ve hijyen malzemesi ulaştırmanın giderek zorlaştığını bildiriyor.
Gelişmenin arka planı: İsrail'in su altyapısına yönelik saldırıları
Gazze'deki su krizi yeni değil; yıllardır süren abluka ve sınırlı kaynaklar nedeniyle bölge, zaten ciddi bir su stresi altındaydı. Ancak 7 Ekim 2023'te başlayan ve hâlâ devam eden İsrail saldırıları, su altyapısını hedef alarak krizi derinleştirdi. İsrail ordusu, Hamas'ın altyapıyı kendi amaçları için kullandığı gerekçesiyle su pompalarını ve arıtma tesislerini bombaladı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze'deki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 90'ı içilemez durumda. Ana su kaynağı olan Akdeniz kıyısındaki tuzlu suyu arıtan tesislerin çoğu ya hasar gördü ya da yakıt yetersizliği nedeniyle çalışamıyor.
Sonuç olarak, Han Yunus, Refah ve Gazze şehri gibi yoğun nüfuslu bölgelerde yaşayan aileler, su ihtiyaçlarını karşılamak için kuyulardan ya da tankerlerle getirilen sulara bağımlı. Bu sular genellikle kanalizasyon karışımı ya da deniz suyu. Uzmanlar, kirli suyun kolera, tifo ve dizanteri gibi salgınlara yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsani yardımın engellenmesi
Gazze'deki su krizi, yalnızca bölgesel bir felaket değil, aynı zamanda uluslararası insani hukukun ciddi ihlalini de gözler önüne seriyor. Suya erişim, temel bir insan hakkı olarak kabul edilirken, İsrail'in su kaynaklarını kuşatma aracı olarak kullanması savaş suçu tartışmalarını beraberinde getiriyor. Mısır, Ürdün ve diğer Arap ülkeleri, Gazze'ye acil su ve hijyen malzemesi sevkiyatı için çağrıda bulunurken, İsrail'in Refah sınır kapısında uyguladığı kısıtlamalar yardımların ulaşmasını engelliyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze'deki çocukların yüzde 70'inin kirli su içmek zorunda kaldığını ve bunun da ishal vakalarında olağanüstü artışa neden olduğunu açıkladı. Yardım kuruluşları, suyun yanı sıra yakıt ve yedek parça eksikliğinin altyapı onarımını imkânsız kıldığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgedeki etkinliğini yeniden gündeme taşıyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, su ve hijyen malzemeleri ile sağlık ekiplerini bölgeye ulaştırmak için diplomasi yürütüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası platformlarda Gazze'ye yönelik insani yardımların artırılması çağrıları, Türkiye'nin bu krizde aktif bir rol oynama isteğini gösteriyor. Ayrıca, Türk Kızılay ve AFAD'ın bölgeye ulaştırmaya çalıştığı yardımlar, Türkiye'nin insani diplomasi geleneğini sürdürdüğünün bir göstergesi. Krizin derinleşmesi, Türkiye'nin Orta Doğu'daki istikrar arayışını zorlaştırırken, uluslararası toplumda İsrail'e yönelik artan baskılar da bu süreçten etkileniyor.