Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ne İsrail güçlerince düzenlenen çifte saldırının üzerinden tam bir yıl geçti. Saldırıda aralarında gazetecilerin ve kurtarma ekiplerinin de bulunduğu 22 Filistinli yaşamını yitirdi. Ancak saldırının sorumluları hakkında bugüne dek hiçbir yargısal adım atılmadı. Uluslararası toplumun çağrılarına rağmen bağımsız bir soruşturma başlatılmazken, mağdur aileler adalet arayışını sürdürüyor.
Olayın ayrıntıları ve mağdurlar
Geçen yıl aynı tarihlerde, İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Gazze Şeridi'nin merkezindeki El-Ehli Baptist Hastanesi'ne iki ayrı saldırı düzenlemişti. İlk saldırı, hastane bahçesinde yerinden edilmiş sivillerin çadır kurduğu alanı hedef almış; ikinci saldırı ise kurtarma ekipleri olay yerine ulaştığı sırada gerçekleşmişti. Bu çifte saldırı, savaş suçu niteliği taşıdığı yönünde uluslararası insan hakları örgütlerince defalarca dile getirildi.
Saldırıda ölenler arasında, bölgedeki olayları belgeleyen bağımsız gazeteciler ile Filistin Sivil Savunma ekiplerine bağlı kurtarma görevlileri de bulunuyor. Hayatını kaybedenlerin aileleri ve sivil toplum kuruluşları, saldırının ardından yayımladıkları raporlarda, İsrail güçlerinin hastane gibi sivillerin yoğun olarak bulunduğu alanlara yönelik saldırılarının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu vurguladı.
Uluslararası toplumun tepkisi ve adalet çağrıları
Saldırının ardından Birleşmiş Milletler ve çok sayıda insan hakları örgütü, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu. Ancak İsrail, olayla ilgili olarak kendi iç soruşturmasını yürüttüğünü ve herhangi bir ihlal olmadığını açıkladı. Bu açıklama, uluslararası kamuoyunda geniş bir tepkiyle karşılandı; birçok ülke İsrail'in soruşturmasının bağımsızlığını sorguladı.
Adalet çağrılarına rağmen, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yapılan başvurular da dahil olmak üzere, somut bir ilerleme kaydedilmedi. UCM'nin Gazze'deki duruma ilişkin yürüttüğü ön inceleme ise hâlâ sürüyor. Mağdur aileler, siyasi hesapların adaletin önüne geçtiğini ve uluslararası toplumun bu konudaki isteksizliğinin, benzer saldırıların gelecekte tekrarlanmasının önünü açtığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel etkiler
Bu olay, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası olmanın ötesinde, uluslararası hukukun ve insancıl hukukun ne ölçüde uygulanabildiğinin de bir sınavı niteliğinde. Uzmanlar, hesap verilebilirliğin sağlanamamasının, dünya genelindeki çatışma bölgelerinde sivillerin korunmasına yönelik normları zayıflattığını ifade ediyor.
Öte yandan, bu tür olayların cezasız kalması, Orta Doğu'daki barış süreçlerini olumsuz etkiliyor; taraflar arasındaki güveni daha da aşındırıyor. Bölgedeki istikrarsızlık, küresel güvenlik açısından da ciddi riskler doğurmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, başından beri Filistin halkının yanında yer alan ve saldırıyı sert şekilde kınayan ülkelerin başında geliyor. Bu tür olayların cezasız kalması, Türkiye'nin uluslararası platformlarda savunduğu "adalet ve hesap verilebilirlik" ilkesine açıkça aykırıdır. Türk dış politikası, İsrail'in Gazze'deki saldırılarının uluslararası hukuk çerçevesinde soruşturulması için diplomatik girişimlerini sürdürmekte ve bu konudaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, bu tür olayların tekrarlanmaması için uluslararası toplumun etkin bir şekilde harekete geçmesinin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.