LONDON – Reuters'in hesaplamalarına göre, 2026 yılında dünya petrol üretiminin neredeyse yarısı, silahlı çatışmaların sürdüğü ülkelerden sağlanıyor. Bu durum, küresel enerji piyasalarındaki mevcut kesintilerin, 1973 petrol krizi dahil geçmişteki tüm enerji krizlerini geride bıraktığını gösteriyor. İran ile başlayan ve altı aydır devam eden savaş, enerji arz güvenliğini benzeri görülmemiş bir şekilde tehdit ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana geçen altı ay, küresel petrol piyasalarını altüst etti. Hürmüz Boğazı'nın kısmen kapatılması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki enerji tesislerine yönelik saldırılar ve Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin ihracat boru hatlarının devre dışı kalması, arzı ciddi şekilde kısıtladı. Reuters'in verilerine göre, çatışma bölgeleri olarak tanımlanan ülkeler (İran, Irak, Suudi Arabistan, BAE, Yemen, Libya, Nijerya, Venezuela ve Rusya) toplam küresel üretimin yaklaşık yüzde 48'ini karşılıyor. Bu oran, 2020'de yüzde 35 seviyesindeydi.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Mart ayında yayımladığı raporda, arz kesintilerinin günlük 7,5 milyon varile ulaştığını ve bunun 1973'teki Arap petrol ambargosundan bu yana en yüksek seviye olduğunu belirtti. Brent petrolün varil fiyatı, savaşın başlamasıyla birlikte 120 doların üzerine çıktı ve bu seviyede istikrar kazandı. Analistler, fiyatların önümüzdeki aylarda 150 dolara ulaşabileceğini öngörüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu durumun küresel ekonomi üzerindeki etkileri giderek derinleşiyor. ABD ve Avrupa merkez bankaları, enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını artırmaya devam ederken, enerji maliyetlerindeki artış resesyon endişelerini güçlendiriyor. Asya'da Çin ve Hindistan gibi büyük ithalatçılar, alternatif tedarik kaynakları arayışında. Rusya, yaptırımlara rağmen petrol ihracatını artırırken, Suudi Arabistan ve BAE'nin atıl kapasitesi sınırlı kalmış durumda.
Jeopolitik açıdan, bu kriz, enerji arz güvenliğinin yeniden ulusal güvenliğin merkezine yerleşmesine yol açtı. ABD, Stratejik Petrol Rezervi'ni (SPR) tarihi seviyelerde kullanırken, Avrupa Birliği yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmaya çalışıyor. Ancak kısa vadede fosil yakıtlara bağımlılık, bölgesel çatışmaların küresel etkisini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisini doğrudan etkiliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal ettiği için petroldeki fiyat artışları cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyecektir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji tedarikinde Rusya, İran ve Azerbaycan'a olan bağımlılığı düşünüldüğünde, bu ülkelerdeki istikrarsızlık arz güvenliği riskini artırmaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki kendi enerji kaynaklarını geliştirme ve LNG altyapısını genişletme çabalarını hızlandırması gerekmektedir. Bölgesel bir aktör olarak Türkiye, bu krizin çözümünde arabulucu rol oynayabilir; ancak ekonomik kırılganlığı, dış politikasını sınırlayabilir. Kriz, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı hedefinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.