Gazze Şeridi'ndeki Kemal Advan Hastanesi'nin başhekimi Dr. Hüsam Ebu Safiyye, İsrail güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra hapishanede hayati tehlikeyle karşı karşıya. The Independent gazetesinin baş uluslararası muhabiri Bel Trew'in haberine göre, doktorun kasıtlı olarak hedef alındığı ve durumunun, Gazze'de sağlık sisteminin çökertilmesine yönelik daha geniş bir planın parçası olduğu belirtiliyor. Dr. Safiyye, hastanesinin İsrail tarafından kuşatılması ve bombalanmasının ardından Aralık 2024'te gözaltına alınmıştı. Ailesi ve meslektaşları, kendisinden haftalardır haber alınamadığını ve işkenceye maruz kaldığını iddia ediyor.
Sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar sistematik hale geldi
İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları sırasında çok sayıda doktor, hemşire ve sağlık görevlisi hedef alındı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Ekim 2023'ten bu yana en az 1.000 sağlık çalışanı öldürüldü, onlarca hastane ve klinik kullanılamaz hale geldi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, sağlık tesislerinin ve personelinin uluslararası insancıl hukuk kapsamında korunması gerektiğini vurgularken, İsrail'in bu kuralları sistematik olarak ihlal ettiği belirtiliyor. Dr. Safiyye'nin davası, uluslararası toplumun Gazze'deki insani felakete müdahale etme konusundaki başarısızlığının bir sembolü haline geldi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, olayı soruşturma çağrısı yaparken, İsrail yönetimi ise bu tür iddiaları reddediyor.
Gazze'deki sağlık krizi, sivil halkın çifte darbe almasına yol açıyor: Hem doğrudan saldırılardan hem de sağlık hizmetlerinin çökmesinden kaynaklanan ölümler artıyor. Sivil toplum örgütleri, sağlık çalışanlarının hedef alınmasının savaş suçu teşkil ettiğini belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuruda bulundu.
Uluslararası hukukun sessiz tanığı
Cenevre Sözleşmeleri, savaş zamanlarında sağlık personelinin, hastanelerin ve ambulansların korunmasını açıkça hükme bağlıyor. Ancak İsrail'in Gazze'deki eylemleri, bu kuralların uygulanmasındaki zafiyeti bir kez daha gözler önüne seriyor. Uluslararası toplumun kınama ve yaptırım tehditleri dışında somut bir adım atmaması, İsrail'in operasyonlarını sürdürmesine zemin hazırlıyor. Özellikle İran ve Hizbullah gibi aktörlerin Filistin davasını sahiplenmesi, bölgesel gerilimin daha da tırmanmasına neden olabilir. Mısır ve Katar'ın arabuluculuk çabaları ise şu ana kadar sonuçsuz kaldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'de sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar, Türkiye'nin Filistin politikası açısından kritik bir dönemeç oluşturuyor. Ankara, İsrail'le ticari ilişkilerini sınırlama ve Filistin yönetimine destek sinyali verse de, bu tür insan hakları ihlallerine karşı somut diplomatik adımlar bekleniyor. Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde girişimleri, uluslararası toplumun dikkatini çekse de yaptırım gücü sınırlı. Sağlık personelinin hedef alınması, Türk kamuoyunda da büyük tepkiye yol açarken, hükümetin bu konuda daha etkin bir duruş sergilemesi bekleniyor.