Gazze Şeridi'nde İsrail'in saldırıları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce Filistinli aile, temmuz sıcağının kavurucu etkisi altında çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre yaklaşık 1.9 milyon kişi, yani Gazze nüfusunun yüzde 80'inden fazlası, yerinden edilmiş durumda. Bu insanların büyük bir kısmı, güneşin altında kavrulan, yetersiz havalandırmaya sahip çadırlarda yaşıyor. Yaz sıcaklıklarının 35 dereceyi aştığı bölgede, çadırların içindeki sıcaklık 50 dereceye kadar çıkabiliyor. “Burada hava cehennem gibi” diyor yerinden edilmiş bir baba olan Muhammed el-Attar, “Gündüzleri çadırın içinde nefes alamıyoruz, geceleri ise uyuyamıyoruz. Çocuklarım sürekli ağlıyor, susuzluktan dudakları çatlıyor.”
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in 7 Ekim'de Hamas'ın saldırısının ardından başlattığı saldırılar, Gazze'de insani bir felakete yol açtı. Bölgeye yönelik kara operasyonları ve hava bombardımanları sonucunda on binlerce bina yıkıldı, altyapı tahrip edildi. Gazze'nin kuzeyindeki ve doğusundaki birçok mahalle yaşanmaz hale geldi. Bu nedenle insanlar UNRWA'nın okullarına, hastanelere ve geçici çadır kamplarına sığınmak zorunda kaldı. Ancak mevcut kaynaklar artan ihtiyacı karşılayamıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) yetkilileri, kamplarda su ve sanitasyon tesislerinin yetersiz olduğunu, salgın hastalık riskinin her geçen gün arttığını belirtiyor.
Gazze'deki kamplarda çadırlar, plastik örtü ve metal çubuklardan oluşan derme çatma yapılar. İçlerinde ne elektrik ne de su tesisatı bulunuyor. Güneşin altında saatlerce bekleyen aileler, sıcaktan bayılan yaşlılar ve çocuklar için tıbbi yardım bulmakta zorlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre, bölgede gıda, ilaç ve temiz suya erişimde ciddi kısıtlamalar yaşanıyor. İsrail'in engellemeleri ve sınır kapılarındaki sıkı denetim, yardım malzemelerinin ulaştırılmasını geciktiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu insani kriz yalnızca Gazze'yle sınırlı değil; bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler, mülteci akınına karşı önlemler alırken, uluslararası toplum ateşkes ve kalıcı çözüm için çağrılar yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun savaşı devam ettireceğini açıklaması, tansiyonu yüksek tutuyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin arabuluculuk girişimleri ise henüz sonuç vermiş değil.
Öte yandan, sıcak hava dalgası ve iklim değişikliği, bölgeyi daha da kırılgan hale getiriyor. Uzmanlar, Gazze gibi yoğun nüfuslu ve altyapısı çökmüş bölgelerde aşırı sıcakların ölümcül sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), mevcut koşullarda temiz suya erişimin günde kişi başı 1-2 litreye düştüğünü, bunun birçok hastalığa davetiye çıkardığını raporluyor. Çocuklar, yaşlılar ve hamile kadınlar sıcak çarpması ve dehidrasyon riskiyle karşı karşıya.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destekle bu krizde arabulucu rol üstlenmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'e yönelik sert eleştirileri ve ateşkes çağrıları, iç kamuoyunda geniş yankı buluyor. Ancak bu insani dramın Türkiye'ye yansımaları sadece diplomatik retorikle sınırlı değil; Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu, enerji güvenliği ve mülteci politikaları açısından da kritik. İnsani yardım kuruluşları aracılığıyla Gazze'ye yardım ulaştırmaya çalışan Türkiye, uluslararası toplumda daha etkin bir rol oynamak istiyor. Ancak bu krizin kalıcı bir çözüme kavuşmaması, bölgesel istikrarsızlığı sürdürerek Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor ve ekonomik maliyeti yükseltiyor.