İşgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki At-Tuwani köyüne yönelik düzenlenen yerleşimci saldırısı, bölgede tırmanan şiddetin son örneği olarak kayıtlara geçti. Birleşmiş Milletler verilerine göre, yerleşimci saldırıları son yılların en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Bu saldırı, Filistinli toplulukların artan güvenlik endişelerini while uluslararası toplumun da dikkatini yeniden bölgeye çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Artan Yerleşimci Şiddeti
At-Tuwani, Hebron’un güneyinde, İsrail yerleşimleriyle çevrili küçük bir Filistin köyü. Yerleşimciler ve Filistinli çobanlar arasında sık sık gerginlikler yaşanıyor. Son saldırıda, maskeli yerleşimcilerin köye girerek araçlara ve evlere zarar verdiği, tarım arazilerini ateşe verdiği bildirildi. Olayda can kaybı yaşanmazken, köylülerin korku içinde olduğu aktarılıyor.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria’da yerleşimci saldırıları ortalama olarak ayda 100’ü aştı. Bu rakam, 2010’lu yıllardaki ortalamanın neredeyse iki katı. 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşının ardından bu saldırılar daha da yoğunlaştı. İsrail ordusu, yerleşimci şiddetine karşı önlem almak yerine, çoğu zaman Filistinlileri suçluyor ya da olaylara göz yumuyor. Bu durum, Filistinlilerin uluslararası hukuk güvencelerinden yoksun bir şekilde yaşamalarına yol açıyor.
Yerleşimci saldırılarının çoğu, İsrail’in yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu gruplar, Filistinlileri bölgeden göç etmeye zorlamak amacıyla sistematik olarak taciz, kundaklama ve arazi gaspı gibi eylemlere başvuruyor. Özellikle C ve B bölgeleri olarak bilinen, İsrail’in askeri kontrolü altındaki alanlarda yaşayan Filistinliler, yerleşimcilerin ve ordunun baskısı altında. İnsan hakları örgütleri, bu şiddetin ‘zorla yerinden etme’ politikasının bir parçası olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Tepkiler ve İhlaller
At-Tuwani’ye yönelik saldırı, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Avrupa Birliği, yayınladığı yazılı açıklamada, yerleşimci şiddetini kınadı ve İsrail makamlarına, yerleşimcileri yargı önüne çıkarma çağrısı yaptı. AB Dış İlişkiler Sözcüsü, “Saldırılar kabul edilemez ve uluslararası hukukun açık ihlalidir. İsrail, sivil halkı korumakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı. Benzer açıklamalar Birleşmiş Milletler ve Birleşik Krallık’tan da geldi. Ancak İsrail hükümeti, bu saldırılara karşı etkili bir soruşturma başlatmadığı gibi, yerleşimci milislerin faaliyetlerini engellemiyor.
Bölgesel güçler ve Arap ülkeleri de saldırıyı sert sözlerle kınadı. Filistin Yönetimi, İsrail’in bu duruma verdiği tepkinin, iki devletli çözümü imkânsız hale getirdiğini savundu. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, “Filistin halkına yönelik bu sistematik şiddet, bölgedeki tansiyonu artırıyor ve barış sürecine ciddi zarar veriyor” dedi.
Yerleşimci şiddeti, aynı zamanda İsrail’in işgal politikasının temel bir unsuru olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler, yerleşim yerlerinin 1967’den bu yana uluslararası hukuku (Cenevre Sözleşmeleri) ihlal ettiğini defalarca ilan etti. Ancak İsrail, bu kararları tanımıyor ve yerleşimleri genişletmeye devam ediyor. Uzmanlar, yerleşimci şiddetindeki artışın, yerleşim projelerinin hız kazanmasıyla paralel olduğuna dikkat çekiyor. Son dönemde hükümet, mali destek ve askeri koruma sağlayarak yerleşimcileri adeta teşvik ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği desteği ön plana çıkarıyor. Türkiye, uzun süredir Filistinlilerin haklarını savunmakta ve İsrail’in işgal politikalarını uluslararası platformlarda kınamaktadır. Yerleşimci şiddetindeki artış, Ankara’nın temel tezlerini doğruluyor: İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamaları bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Türkiye’nin, Filistin yönetimiyle yakın işbirliği içinde olması ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda konuyu gündeme taşıması beklenir. Ayrıca, bu olay, Türkiye’nin iç kamuoyunda da Filistin davasına yönelik hassasiyeti artırabilir. Ancak bu durumun Türkiye-İsrail ikili ilişkilerine yeni bir gerilim unsuru olabileceği de unutulmamalıdır; Ankara, bu tür olayları diplomatik kanallarda protesto etme ve insani yardımları sürdürme eğilimindedir.