Gazze Şehri'nde, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın en kanlı günlerinden birinde, hava saldırısında yıkılan binaların enkazından çıkarılan 112 Filistinli için toplu cenaze töreni düzenlendi. Kemik parçaları, bayraklar ve solmuş umutlar eşliğinde yapılan törende, Filistinliler yakınlarının cansız bedenlerini son yolculuklarına uğurladı. Kefenlenmiş cesetler, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu kurbanlar, Gazze'nin güneyindeki mezarlıklarda toprağa verildi. Filistin Sağlık Bakanlığı'nın verdiği bilgilere göre, ölü sayısının artmasından endişe ediliyor, zira hâlâ enkaz altında kalan çok sayıda kişi bulunuyor.
Yıkımın Boyutları ve Sivil Kayıplar
BM ve insan hakları örgütleri, Gazze'deki sivil kayıpların büyüklüğünün 'kabul edilemez' boyutlara ulaştığını belirtiyor. 7 Ekim'de başlayan çatışmaların ardından Gazze'de 5 binden fazla kişinin öldüğü, yaralı sayısının ise 15 bini geçtiği bildiriliyor. Son hava saldırısının hedef aldığı bölgelerden biri olan El-Nasr Mahallesi'nde, iki katlı bir binanın altında kalan 26 kişilik bir ailenin tamamı yaşamını yitirdi. Yerel kaynaklar, saldırı öncesi bölgeye uyarı yapılmadığını ve sivil halkın tahliye edilmediğini ifade ediyor. Bu durum, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarını daha da güçlendiriyor.
Gazze'deki hastanelerin kapasitesi, gelen yaralıları yetiştirmekte zorlanıyor. İlaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı yaşanıyor; doktorlar, özellikle çocuk hastalar için acil tıbbi tahliye ve koridorların açılmasını istiyor. Öte yandan, elektrik ve su kesintileri, salgın hastalık riskini artıyor. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), yaklaşık 1 milyon kişinin yerinden edildiğini ve bu kişilerin okullarda ve barınma merkezlerinde kötü koşullarda yaşam mücadelesi verdiğini aktarıyor.
Bölgesel Sonuçlar ve Diplomasi Çabaları
Saldırının ardından Mısır ve Katar arabuluculuğunda geçici bir ateşkes için diplomatik girişimler sürüyor. Ancak şu ana kadar kalıcı bir anlaşma sağlanamadı. ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediğini yinelerken, bölgeye yönelik insani yardımların artırılması çağrısında bulundu. Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'ndan insani yardım sevkiyatları için yürütülen çalışmalar ise, İsrail'in güvenlik endişeleri nedeniyle sık sık kesintiye uğruyor. İsrail ordusu, Hamas'ın tünellerini ve fırlatma rampalarını hedef aldığını, ayrıca sivil kayıpları azaltmak için çaba gösterdiğini öne sürüyor. Ancak sahada yaşanan kayıplar, bu açıklamanın inandırıcılığını zayıflatıyor.
Bölgedeki diğer aktörler, İran'ın söylemleri ve Hizbullah'ın kuzey sınırında tırmandırdığı gerilimle birlikte, çatışmanın daha geniş bir savaşa dönüşmesinden endişe ediyor. Lübnan sınırında yaşanan çatışmalar, bölgesel bir yangının fitilini ateşleyebilir. BM Güvenlik Konseyi'nde ise taraflar arasında ortak bir karar metni üzerinde uzlaşma sağlanamıyor; Rusya ve Batılı ülkeler arasındaki ayrışmalar, krizin çözümüne yönelik adımları engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu trajedinin Türkiye'ye yansımaları çok boyutludur. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği destek ve bölgedeki insani krizlere duyarlılığıyla biliniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin Gazze'deki katliamın durdurulması ve kalıcı bir çözüm bulunması çağrılarını içeriyor. Bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki jeopolitik konumu ve İsrail ile ilişkilerini de etkiliyor. Türkiye'nin insani yardım kuruluşları, bölgeye yardım ulaştırmak için çabalarını sürdürüyor; ancak İsrail'in engellemeleri nedeniyle bu yardımların ulaştırılmasında güçlükler yaşanıyor. Öte yandan, Türkiye'nin Arabuluculuk potansiyeli, gerek İsrail gerekse Filistinli gruplarla diyalog kurabilme becerisi, önümüzdeki dönemde bölgesel bir arabulucu olarak rolünü öne çıkarabilir. Bu gelişmeler, Türkiye'nin dış politikasında insani diplomasi unsurunu güçlendirmekte ve Brüksel'deki AB süreci dışında, Orta Doğu'da etkin bir denge unsuruna dönüştürmektedir.