ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonu, altıncı ayını geride bıraktı. Bloomberg Businessweek'in kapsamlı değerlendirmesine göre, Başkan Donald Trump'ın çatışmanın süresine ilişkin öngörüleri, Tahran'la diplomatik görüşmelerin büyük ölçüde tıkanmasıyla birlikte önemli ölçüde değişti. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Editörü Michelle Jamrisko, savaşın evrimini, stratejik hedeflerdeki kaymaları ve tırmanan gerilimin bölgesel dengeler üzerindeki etkilerini analiz ediyor.
Çatışmanın Seyri: Başkanlık Zaman Çizelgesi Değişiyor
Operasyonun ilk haftalarında Başkan Trump, askeri müdahalenin 'kısa ve sınırlı' olacağını, İran'ın nükleer programını ve bölgedeki vekil güçlerini hedef alacağını açıklamıştı. Ancak altı ay sonra, sahadaki gerçekler bu öngörüleri boşa çıkardı. Bloomberg'in aktardığına göre, Pentagon kaynakları, İran'ın geliştirdiği balistik füzelerin ve insansız hava araçlarının beklenenden daha dirençli olduğunu, bu nedenle ABD'nin hava harekâtının kapsamını genişletmek zorunda kaldığını belirtiyor. Özellikle Basra Körfezi'ndeki deniz trafiğine yönelik tehditler, ABD Donanması'nın bölgedeki varlığını artırmasına neden oldu.
Müzakere masasında ise ciddi bir ilerleme kaydedilemedi. Tahran yönetimi, ABD'nin uyguladığı ekonomik yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer anlaşmaya geri dönülmesini şart koşarken, Washington bu talepleri 'zaman kazanma taktiği' olarak nitelendiriyor. Uzmanlar, iki taraf arasındaki güven bunalımının, çatışmanın diplomatik çözümünü giderek zorlaştırdığını vurguluyor.
Ekonomik cephede ise savaşın küresel piyasalara etkisi büyük. Brent petrolün varil fiyatı, Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlikler nedeniyle yüzde 30'un üzerinde artış gösterdi. Bu durum, özellikle enerji ithalatına bağımlı gelişmekte olan ülkelerde enflasyonist baskıları artırdı. Bloomberg Economics analistleri, çatışmanın uzaması halinde küresel büyümenin 2025 yılında 0,5 puan düşebileceğini öngörüyor.
Bölgesel Etkiler ve Küresel Güç Mücadelesi
ABD'nin İran operasyonu, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmaktan çıkarak bölgesel bir krize dönüşmüş durumda. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin askeri çabalarına açık destek verirken; Rusya ve Çin, Tahran'a diplomatik ve ekonomik destek sağlayarak dengeleri değiştirmeye çalışıyor. Moskova'nın İran'a gelişmiş hava savunma sistemleri tedarik ettiği yönündeki istihbarat raporları, Moskova-Washington hattındaki gerilimi daha da tırmandırdı.
Bölgedeki vekil güçler de çatışmanın bir parçası haline geldi. Yemen'deki Husiler, Suudi Arabistan topraklarına düzenledikleri füze saldırılarını artırırken; Lübnan Hizbullah'ı, İsrail sınırında düşük yoğunluklu bir çatışma başlattı. Bu gelişmeler, savaşın sadece askeri boyutla sınırlı kalmayacağını, insani krizlerin de derinleşeceğine işaret ediyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı'na göre, çatışmalar nedeniyle son altı ayda 1,2 milyon İranlı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Küresel ölçekte ise savaş, uluslararası hukuk ve insani müdahale tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi, tarafların savaş suçları işleyip işlemediğine dair ön inceleme başlatırken; Avrupa Birliği, diplomatik çözüm için arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Ancak ABD'nin tek taraflı askeri yaklaşımı, Batı ittifakı içindeki derin görüş ayrılıklarını su yüzüne çıkardı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran'daki çatışmanın doğrudan etkisi altında. Sınır güvenliği endişeleri artarken, Tahran'la gelişmiş ekonomik ilişkiler kesintiye uğradı. Enerji ithalatının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan Türkiye, olası bir petrol ambargosu karşısında alternatif tedarik yolları arıyor. Kuzey Irak'ta artan PKK varlığı ve İran sınırındaki kaçakçılık faaliyetleri, güvenlik tehdidini derinleştiriyor. Ankara, hem ABD hem de Avrupa ile diyaloğunu sürdürerek, bölgede istikrarın yeniden tesisi için arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırarak ekonomik dengelerini zorluyor.