Johannesburg, 22 Temmuz – İki Ganalı vatandaş, Güney Afrika'da yabancı uyruklulara yönelik şiddet olaylarının insanlığa karşı suç teşkil edebileceği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (ICC) başvurarak ön soruşturma açılmasını talep etti. Başvuruyu yapan Ganalı avukatlar ve sivil toplum aktivistleri, Güney Afrika'da özellikle son yıllarda artan yabancı düşmanı saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybettiğini ve binlerce göçmenin yerinden edildiğini belirtti. Dilekçede, bu saldırıların sistematik ve yaygın olduğu, devlet yetkililerinin ise yeterli önlem almadığı iddia edildi.
Gelişmenin arka planı: Yabancı düşmanlığının kökenleri
Güney Afrika, apartheid sonrası dönemde komşu ülkelerden ve diğer Afrika devletlerinden yoğun göç almış bir ülke. Özellikle Zimbabve, Mozambik, Malavi, Nijerya ve Gana gibi ülkelerden gelen göçmenler, ekonomik fırsat arayışıyla Güney Afrika'ya yöneliyor. Ancak yüksek işsizlik oranları, gelir eşitsizliği ve konut sıkıntısı gibi yapısal sorunlar, yerel halkta yabancılara karşı tepkiyi körüklüyor. 2008 yılında Johannesburg yakınlarındaki Alexandra kasabasında başlayan ve ülke geneline yayılan şiddet olaylarında 60'tan fazla kişi ölmüş, on binlerce kişi yerinden edilmişti. Son yıllarda da zaman zaman patlak veren saldırılarda, dükkanlar yağmalanmakta, evler ateşe verilmekte ve insanlar linç edilmektedir. Ganalı başvurucular, bu olayların faillerinin çoğu zaman cezasız kaldığını ve hükümetin caydırıcı tedbirler almadığını savunuyor. ICC'ye yapılan başvuruda, Güney Afrika'nın Roma Statüsü'nü imzalayan bir ülke olduğu ve bu nedenle mahkemenin yargı yetkisini tanıdığı hatırlatılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'da yabancı düşmanlığı ve uluslararası hukuk
Güney Afrika'daki yabancı düşmanı şiddet, Afrika kıtasının birçok bölgesinde benzer şekilde karşımıza çıkan bir olgu. Kıta içi göç hareketleri, sınır aşan etnik gerilimler ve ekonomik rekabet, zaman zaman kanlı çatışmalara yol açıyor. Nijerya, Kenya, Fildişi Sahili gibi ülkelerde de benzer olaylar yaşanıyor. Ganalıların ICC'ye başvurması, konunun uluslararası hukuk düzeyinde ele alınması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak ICC'nin ön inceleme aşaması genellikle uzun sürüyor ve mahkemenin kaynakları sınırlı. Daha önce de Libya ve Filistin gibi dosyalar yıllarca ön incelemede kalmıştı. Güney Afrika hükümeti ise yabancı düşmanlığıyla mücadele ettiğini ancak yasal düzenlemelerin yeterli olmadığını kabul ediyor. Başvurucular, davayı kazanmaları halinde, Güney Afrika'nın yabancılara yönelik politikalarını gözden geçirmek zorunda kalabileceğini umuyor. Ayrıca, bu dava diğer Afrika ülkelerinde benzer mağduriyet yaşayan göçmen toplulukları için emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla son yıllarda ekonomik, siyasi ve kültürel bağlarını güçlendiren bir ülke. Özellikle Sahra Altı Afrika'da Türk şirketlerinin yatırımları, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) kalkınma projeleri ve Türk Hava Yolları'nın artan uçuş ağı, Türkiye'yi bölgede önemli bir aktör haline getirmiştir. Güney Afrika'daki yabancı düşmanı şiddet, Türk vatandaşlarını doğrudan hedef almasa da, Afrika genelinde istikrarsızlığın artması Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, kıtadaki göç hareketleri ve insani krizler, Türkiye'nin dış politika gündeminde yer alan konulardır. Bu dava, Türkiye'nin uluslararası hukuka ve insan haklarına verdiği önem çerçevesinde, Afrika ülkelerinde benzer olayların yaşanmaması için diplomatik girişimlerde bulunması gerektiğini göstermektedir. Türkiye, aynı zamanda kendi topraklarında yaşayan Suriyeli ve diğer göçmenlere yönelik yabancı düşmanlığıyla mücadele deneyimini Afrika ülkelerine aktarabilecek bir konumdadır.