Stanford Üniversitesi Spogli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Francis Fukuyama, Bloomberg This Weekend programında David Gura'ya verdiği demeçte, İran savaşının Irak ve Afganistan'dan çıkarılan dersleri tekrarlama riski taşıdığını söyledi. Fukuyama'ya göre, yalnızca askeri güç kullanarak kalıcı siyasi değişim yaratmak son derece zor; bu tür müdahaleler genellikle uzun süreli istikrarsızlığa yol açıyor.
Irak ve Afganistan Deneyiminin Işığında İran
Fukuyama, 2003 Irak işgali ve sonrasındaki yirmi yıllık süreci hatırlatarak, askeri müdahalenin kısa vadede rejim değişikliği sağlasa bile, kalıcı bir siyasi düzen kurmakta yetersiz kaldığını vurguladı. Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesi hızlı oldu; ancak ardından gelen mezhepsel çatışmalar, El Kaide ve IŞİD'in yükselişi, milyonlarca insanın yerinden edilmesi ve bölgesel istikrarsızlık, müdahalenin bedelini ağırlaştırdı. Afganistan'da ise yirmi yıllık uluslararası çaba ve trilyonlarca dolarlık harcamaya rağmen Taliban 2021'de yeniden iktidara geldi. Fukuyama, bu örneklerin İran'a yönelik olası bir askeri müdahale için uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
Ünlü siyaset bilimci, İran'ın Irak ve Afganistan'dan farklı bir toplumsal dokuya sahip olduğunu da kabul ediyor. İran, binlerce yıllık devlet geleneği, güçlü bir ulusal kimlik ve karmaşık bir sosyal yapıya sahip. Ancak Fukuyama'ya göre bu faktörler, dışarıdan dayatılan bir siyasi değişimin başarı şansını artırmıyor; aksine milliyetçi tepkiyi körükleyerek süreci daha da zorlaştırabilir. İran halkının büyük bölümü rejimden memnun olmasa da, yabancı bir askeri müdahale karşısında birleşme eğilimi gösterebilir.
Fukuyama'nın uyarıları, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası askeri seçenekleri tartıştığı bir dönemde geldi. İran'ın nükleer programı, bölgesel milis gruplar aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşları ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatı üzerindeki etkisi, Batı başkentlerinde güvenlik endişelerini artırıyor. Ancak Fukuyama, askeri çözümlerin siyasi hedeflere ulaşmada yetersiz kaldığını ve genellikle öngörülemeyen sonuçlar doğurduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'a yönelik geniş çaplı bir savaş, Orta Doğu'nun zaten kırılgan olan dengelerini alt üst edebilir. Irak ve Suriye'deki Şii milisler, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler, İran'ın bölgesel nüfuz ağının bir parçası. Böyle bir çatışma, bu grupların misilleme saldırılarını tetikleyerek çatışmayı genişletebilir. Ayrıca, dünyanın en önemli petrol geçiş güzergahlarından Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kesinti, küresel enerji fiyatlarını fırlatabilir ve dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir.
Fukuyama'nın analizi, yalnızca askeri güce dayalı dış politikanın sınırlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin Irak ve Afganistan'da edindiği deneyim, askeri üstünlüğün siyasi istikrar ve demokrasi getirmede yetersiz kaldığını gösterdi. Bu dersler, İran gibi köklü bir devlet geleneğine sahip bir ülkede daha da geçerli olabilir. Uluslararası toplumun, askeri seçeneklerin ötesinde diplomatik ve ekonomik araçlara öncelik vermesi gerektiği yönündeki görüşler güç kazanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınıra ve derin ekonomik ilişkilere sahip. Olası bir İran savaşı, Türkiye'nin doğu ve güneydoğu sınırlarında güvenlik risklerini artırır, mülteci akınını tetikleyebilir ve enerji ithalatını kesintiye uğratabilir. Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık zaten Türkiye'yi doğrudan etkiliyor; İran'da yaşanacak bir çatışma bu yükü katlayabilir. Ayrıca Türkiye, Batı ile İran arasında denge gözeterek diplomatik çözümler için arabuluculuk yapabilir. Fukuyama'nın uyarıları, Ankara'nın askeri müdahale yerine diyalog ve bölgesel işbirliğine öncelik vermesi gerektiğini gösteriyor.