Fransa’da bir mahkemenin, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayanların direniş hakkını tanımayan bir karara imza atması, uluslararası hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Paris Temyiz Mahkemesi, 2023 yılında Filistin yanlısı bir aktiviste yönelik suçlamaları değerlendirirken, işgal altındaki halkların meşru müdafaa ve direniş hakkını dolaylı olarak yok sayan bir yorumda bulundu. Karar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1974 tarihli 3314 sayılı kararına ve Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı bir şekilde, direniş eylemlerini “terör” kapsamında değerlendirdi. Olay, Fransız yargısının Filistin meselesindeki tutumuna dair soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin Arka Planı ve Hukuki Boyutu
Davaya konu olan olay, 2022 yılında Paris’te düzenlenen bir Filistin yanlısı gösteride yaşandı. Aktiviste, İsrail’e karşı boykot çağrısı yaptığı ve “işgal güçlerine karşı direnişi meşrulaştırdığı” gerekçesiyle “terörizmi övme” suçlaması yöneltildi. Mahkeme, aktivistin sözlerinin “kamu düzenini bozmaya yönelik şiddet eylemlerini teşvik ettiğini” belirterek, 6 ay ertelenmiş hapis cezasına hükmetti. Kararın gerekçesinde, uluslararası hukukun işgal altındaki halklara tanıdığı direniş hakkının, Fransız iç hukukunda doğrudan uygulanabilir olmadığı ifade edildi. Bu yorum, başta Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese olmak üzere birçok hukukçu tarafından eleştirildi. Albanese, kararın “sömürgeci bir perspektifi yansıttığını” ve “işgalin hukuki gerçekliğini görmezden geldiğini” söyledi. Karar, aynı zamanda Fransa’nın 2021’de kabul ettiği ve boykot çağrılarını suç sayan yasaya dayanıyor. Bu yasa, uluslararası hukuk uzmanlarına göre ifade özgürlüğünü kısıtlarken, Filistin dayanışmasını da hedef alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransız mahkemesinin bu kararı, Avrupa genelinde Filistin’e destek gösterilerinin arttığı bir döneme denk geldi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik 2023 sonrası saldırıları, Avrupa’da Filistin yanlısı hareketleri güçlendirmişti. Fransa, yüksek Müslüman nüfusu ve güçlü Yahudi toplumu ile bu tartışmaların merkezinde yer alıyor. Karar, bir yandan Fransa’nın İsrail’e yönelik geleneksel desteğini yansıtırken, diğer yandan uluslararası toplumda giderek daha fazla kabul gören Filistin devletini tanıma eğilimine ters düşüyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2024 yılında Filistin’in gözlemci statüsünü genişletmişti. Ancak Fransa gibi birçok Batılı ülke, Filistin devletini tanımak konusunda isteksiz davranıyor. Karar, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin içtihatlarıyla da çelişiyor. Uzmanlar, bu tür kararların uzun vadede Avrupa’daki Filistin dayanışmasını zayıflatabileceğini ve antisemitizm ile Filistin eleştirisini birbirine karıştıran bir ortam yarattığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransız yargısının bu kararı, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği geleneksel destek açısından endişe verici bir gelişmedir. Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde Filistin’in tanınmasını savunurken, işgal altındaki halkların direniş hakkını meşru görmektedir. Fransız mahkemesinin yorumu, uluslararası hukukun ikili standartlara tabi tutulduğu algısını güçlendiriyor. Bu durum, Türkiye’nin BM reformu ve küresel adalet çağrılarına haklılık kazandırabilir. Ancak kararın doğrudan Türk dış politikasına etkisi sınırlı olsa da, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi konularda bir referans noktası oluşturabilir. Öte yandan, Türkiye’deki Filistin yanlısı sivil toplum kuruluşları, bu kararı kınayarak uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeye çalışacaktır.