Fransa, cumartesi günü tarihinin en büyük toplumsal hareketlerinden birine sahne oldu. On binlerce kişi, Paris başta olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde cinsel şiddete karşı bir araya gelerek kitlesel protesto gösterileri düzenledi. Eylemlerin fitilini, 11 yaşındaki bir kız çocuğunun kaçırılıp tecavüz edildikten sonra vahşice öldürülmesi ateşledi. Kurbanın kimliği gizli tutulurken, saldırganın daha önce benzer suçlardan hüküm giymiş bir kişi olduğu ortaya çıktı. Olay, ülkede kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarının yetersizliğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Kitlesel Öfke ve Adalet Çağrıları
Protestoların merkezi Paris'teki Republique Meydanı oldu. Sabah saatlerinden itibaren meydanı dolduran kalabalık, "Yeter artık", "Adalet istiyoruz" ve "Her kadın özgür olmalı" sloganları attı. Feminist örgütlerin çağrısıyla bir araya gelen göstericiler, üzerlerinde "Ben de" (Me Too) yazılı pankartlar taşıdı. Polis kaynaklarına göre sadece başkentte 30 binin üzerinde kişi eyleme katıldı. Lyon, Marsilya, Bordeaux, Lille ve Toulouse gibi büyük şehirlerde de on binlerce kişi sokaklara çıktı. Eylemlerde, 11 yaşındaki kız çocuğunun fotoğrafının yanı sıra, cinsel şiddete maruz kalan diğer kurbanların isimleri de anıldı. Göstericiler, ceza kanunlarının sertleştirilmesini, cinsel suçlarda zamanaşımının kaldırılmasını ve mağdurlara daha fazla destek sağlanmasını talep etti.
Olayın aydınlatılmasında, kayıp ihbarı yapıldıktan sonra polisin müdahalesindeki gecikme de tepki çekti. Saldırganın geçmişinde çocuklara karşı işlenmiş suçlar bulunmasına rağmen serbest dolaşması, adalet sisteminin sorgulanmasına neden oldu. Fransız hükümeti, olayın ardından cinsel suç faillerine yönelik elektronik kelepçe uygulamasının yaygınlaştırılacağını duyurdu. Ancak protestocular, bu tür önlemlerin yetersiz olduğunu, köklü bir yasal reform gerektiğini vurguladı.
Küresel Yansımalar ve Toplumsal Hareketin Geleceği
Fransa'daki bu kitlesel protesto, cinsel şiddetle mücadele konusunda küresel ölçekte yeni bir dalganın habercisi olarak yorumlanıyor. Özellikle Latin Amerika ve Avrupa’da yükselen feminizm hareketleri, benzer eylemlerle cinsel şiddeti siyasetin merkezine taşımıştı. Fransa'da yaşanan olay, adalet sistemindeki boşluklara ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmesi açısından da önem taşıyor. Uzmanlara göre, protestoların başarısı, somut yasal düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağına bağlı. Hükümetin attığı adımlar toplumu tatmin etmezse, hareketin daha da büyümesi ve diğer Avrupa ülkelerine sıçraması muhtemel. Fransa İçişleri Bakanlığı, gösterilerde olaysız bir şekilde dağılma çağrısı yaparken, muhalefet partileri ise hükümeti sert bir dille eleştirerek, istifa çağrılarında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki bu kitlesel protestolar, Türkiye'de de kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadele konusunda bir farkındalık yaratması açısından önem taşıyor. Her ne kadar olay doğrudan Türk dış politikasını ilgilendirmese de, Avrupa genelinde yükselen toplumsal hareketlerin Ankara'da da yankı bulması beklenebilir. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası kadın örgütlerinin yoğun tepkisiyle karşılaşmıştı. Fransa'daki eylemler, uluslararası kamuoyunda benzer konuların ne denli hassas olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye'nin, bu tür küresel dalgaları dikkate alarak, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerde kadın hakları konusundaki tutumunu netleştirmesi, hem iç kamuoyu hem de dış destek açısından kritik olabilir.