Fransa, Beşinci Cumhuriyet tarihinin en kritik cumhurbaşkanlığı seçimine bir yıldan az bir süre kala, siyasi arenada sahte savaşın sonuna gelindi. 7 Temmuz'da yapılacak erken genel seçimlerin ardından asıl mücadele 2027'de başlayacak. Ancak mevcut kampanya döneminde ana akım siyasi partiler arasındaki derin ayrılıklar, aşırı sağın yükselişini hızlandırıyor. The Guardian'ın editöryel yazısında vurgulandığı gibi, Jordan Bardella veya Marine Le Pen'i yenmek için birlik olmanın gücü unutulmamalı.
Kampanyada artan gerilim ve parçalanma
Fransız siyasetinde son haftalarda yaşanan gelişmeler, özellikle göçmenlik ve güvenlik politikaları etrafında şekilleniyor. Merkez sağ Cumhuriyetçiler (LR) içindeki çatlaklar, partinin seçim stratejisini belirsizleştirirken; sosyalistler, yeşiller ve sol ittifak arasındaki görüş ayrılıkları da ortak bir cephe oluşturulmasını engelliyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un partisi Rönesans ise hem sağdan hem de soldan gelen eleştirilerle karşı karşıya. Bu ortamda, aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi, kamuoyu yoklamalarında istikrarlı bir şekilde yükseliyor.
Seçim kampanyasının öne çıkan isimlerinden biri olan Jordan Bardella, RN'nin genç ve dinamik lideri olarak dikkat çekiyor. Bardella, yaptığı konuşmalarda "Fransa'nın kimliğini koruma" söylemiyle geniş kitlelere hitap ediyor. Marine Le Pen ise geçmişteki aşırı söylemlerini törpüleyerek daha merkezci bir profil çizmeye çalışıyor. Ancak bu strateji, partinin tabanını kaybetmeden yeni seçmenlere ulaşma hedefiyle çelişiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Fransa'daki siyasi gelişmeler yalnızca ülke sınırları içinde değil, Avrupa Birliği genelinde de yankı buluyor. Aşırı sağın iktidara gelmesi halinde, AB'nin temel politikaları — özellikle göçmenlik, savunma ve iklim değişikliği konuları — ciddi bir dönüşüm geçirebilir. Almanya ve İtalya gibi diğer büyük AB ülkelerindeki benzer eğilimler, kıtada otoriter popülizmin yükselişine işaret ediyor. Bu durum, Avrupa entegrasyonunun geleceğini tehdit ederken, transatlantik ittifakın da zayıflamasına yol açabilir. NATO'nun Avrupa kanadında Fransa'nın oynadığı kritik rol düşünüldüğünde, Le Pen veya Bardella'nın zaferi küresel güç dengelerini de etkileyecektir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki seçim sonuçları, Türkiye-AB ilişkileri açısından belirleyici olabilir. Aşırı sağın iktidara gelmesi halinde, Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tutumu daha da sertleşebilir. Özellikle göçmenlik ve güvenlik politikalarındaki olası değişiklikler, Türkiye ile Fransa arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin NATO müttefiki olarak Fransa ile işbirliği yapması gereken birçok alan (Doğu Akdeniz, terörle mücadele) bulunuyor. Bu nedenle Ankara, seçim sürecini yakından izlemeli ve olası senaryolara hazırlıklı olmalıdır.