Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimine yedi ay kala, merkez sağ blok, aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen'i yenebilecek bir aday arayışında. Ancak mevcut adaylar hem zayıf hem de fazla. Bu durum, seçimin kaderini belirsizleştiriyor ve merkez sağın bir kez daha ikinci tura kalamama riskini artırıyor.
Adayların Zayıflığı ve Kalabalığı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un görev süresi 2027'de sona eriyor. Merkez sağda henüz net bir aday çıkmış değil. Eski Başbakan Édouard Philippe, Hauts-de-France Bölge Başkanı Xavier Bertrand, eski İçişleri Bakanı Gérald Darmanin ve eski Başbakan Gabriel Attal gibi isimler adaylık için yarışıyor. Ancak bu isimlerin hiçbiri anketlerde Marine Le Pen'in karşısında açık bir üstünlük sağlayamıyor.
Seçim sistemi gereği cumhurbaşkanı iki turlu seçimle belirleniyor. İlk turda %50'yi geçen olmazsa, en yüksek oyu alan iki aday ikinci tura kalıyor. 2022 seçimlerinde olduğu gibi, merkez sağ ve sol adayların bölünmesi, Le Pen'in ikinci tura kalmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle merkez sağın tek bir güçlü aday etrafında birleşmesi kritik önem taşıyor.
Marine Le Pen'in Konumu
Marine Le Pen, son yıllarda partisinin imajını yumuşatarak ve ekonomik söylemini değiştirerek seçmen tabanını genişletti. 2022'de Macron'a karşı ikinci turda %41,5 oy aldı. Anketler, Le Pen'in 2027'de ilk turda en yüksek oyu alabileceğini gösteriyor. Ancak ikinci turda kaybetme riski hâlâ yüksek. Le Pen'in en büyük avantajı, sol ve merkez seçmenin bölünmüş olması. Bu nedenle merkez sağın ortak bir aday çıkarması, Le Pen'in ikinci turda kaybetmesi için en önemli faktör.
Merkez Sağın İkilemi
Merkez sağ partiler (Cumhuriyetçiler ve Macron'un Rönesans partisi) arasındaki rekabet, ortak aday belirlemeyi zorlaştırıyor. Édouard Philippe, anketlerde en güçlü merkez sağ aday olarak görünüyor ancak Macron'un mirasından uzaklaşmaya çalışıyor. Xavier Bertrand ise daha sağcı bir çizgi izliyor ve Le Pen'in seçmenine hitap etmeyi hedefliyor. Gérald Darmanin ise içişleri bakanlığı dönemindeki sert politikalarıyla biliniyor. Bu üç isim arasındaki çekişme, merkez sağın enerjisini tüketiyor.
Ayrıca, sol ittifak da benzer bir bölünme yaşıyor. Jean-Luc Mélenchon'un La France Insoumise'ı, sosyalistler, yeşiller ve komünistler arasında ortak aday arayışı sürüyor. Solun bölünmüşlüğü, Le Pen'in ikinci tura kalma şansını artırıyor.
Ekonomik ve Sosyal Dinamikler
Fransa'da ekonomik sorunlar, alım gücündeki düşüş ve göçmen karşıtı söylem, aşırı sağın yükselişini besliyor. Merkez sağ adayların bu konularda net politika üretememesi, Le Pen'e karşı alternatif oluşturmalarını engelliyor. Özellikle işsizlik ve enflasyon, seçmenin en önemli gündem maddeleri arasında. Merkez sağın ekonomik programı, Macron'un reformlarını sürdürmek mi yoksa daha korumacı bir çizgiye mi kaymak gerektiği konusunda belirsiz.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransa, Avrupa Birliği'nin motor güçlerinden biri ve NATO'nun önemli bir üyesi. Marine Le Pen'in cumhurbaşkanı seçilmesi, AB'nin geleceği ve transatlantik ilişkiler açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Le Pen, geçmişte AB'den çıkışı savunmuş olsa da son dönemde bu söylemini yumuşattı. Ancak yine de AB'nin federalleşmesine karşı ve göçmen karşıtı politikalarıyla biliniyor. Fransa'nın Ukrayna'ya desteği ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusunda Le Pen'in tutumu belirsizliğini koruyor. Bu nedenle Fransa'daki seçim, sadece ülke içi değil, tüm Avrupa için kritik.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir gelişme. Marine Le Pen'in iktidara gelmesi durumunda, Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye'nin AB üyelik süreci olumsuz etkilenebilir. Le Pen, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu açıkça dile getirmiş, hatta referandum yapılmasını önermişti. Ayrıca, göçmen karşıtı politikaları ve İslam karşıtı söylemleri, Türkiye'nin Avrupa'daki vatandaşlarını da etkileyebilir. Öte yandan, merkez sağ adaylardan birinin kazanması, Macron dönemine kıyasla daha ılımlı bir çizgi izlenmesi anlamına gelebilir. Ancak Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine mesafeli duruşu, hangi aday seçilirse seçilsin büyük ölçüde değişmeyecektir. Yine de aşırı sağın yükselişi, Türkiye'nin Avrupa'daki stratejik konumunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.