Fransa, işgal altındaki Batı Şeria'da Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet olaylarının artması üzerine Avrupa Birliği (AB) düzeyinde yaptırım uygulanması için harekete geçti. Paris yönetimi, özellikle son haftalarda yaşanan ve çok sayıda Filistinlinin yaralanmasına, bazılarının da hayatını kaybetmesine yol açan saldırılara karşı somut adımlar atılmasını talep ediyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, yerleşimci şiddetinin uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu vurgulanarak, AB'nin bu konuda net bir duruş sergilemesi gerektiği ifade edildi.
Gelişmenin arka planı
Batı Şeria'da Yahudi yerleşimci şiddeti, özellikle 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından tırmanışa geçti. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırılarda 1.200'den fazla Filistinli yaralandı ve 10'dan fazla kişi hayatını kaybetti. Bu olaylar, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı ancak şimdiye kadar somut bir yaptırım kararı alınamamıştı.
Fransa, bu konuda AB içinde öncü rol üstleniyor. Paris, yerleşimci şiddetine karışan kişi ve grupların AB'nin yaptırım listesine eklenmesini, ayrıca bu kişilere vize yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi tedbirlerin uygulanmasını talep ediyor. Fransa'nın bu girişimi, AB üyesi diğer ülkeler arasında da destek buluyor; ancak Macaristan gibi İsrail yanlısı tutumuyla bilinen ülkelerin itirazıyla karşılaşması muhtemel. AB'nin yaptırım kararları oybirliğiyle alındığı için bu durum, kararın alınmasını zorlaştırabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Fransa'nın bu adımı, İsrail-Filistin çatışmasının uluslararası alanda yeniden şekillenmesine işaret ediyor. Son yıllarda ABD yönetiminin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Avrupa ülkeleri arasında rahatsızlık yaratmıştı. Fransa, Almanya ve diğer bazı AB ülkeleri, iki devletli çözümü desteklemeye devam ederken, yerleşimci şiddetinin bu çözümü imkansız hale getirdiğini düşünüyor. Bu nedenle, yerleşimci şiddetine yaptırım uygulanması, sadece bir cezalandırma aracı değil, aynı zamanda siyasi bir mesaj niteliği taşıyor.
Diğer yandan, İsrail hükümeti yerleşimci şiddetini kınamakla birlikte, bu konuda etkili adımlar atmakta yetersiz kalıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümetinde aşırı sağcı partilerin yer alması, yerleşimcilere yönelik baskıları zorlaştırıyor. Bu durum, uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskısını artırmasına yol açıyor. Fransa'nın yaptırım çağrısı, bu baskının bir parçası olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve iki devletli çözüm vizyonuyla Fransa'nın bu girişimini olumlu karşılayabilir. Ancak Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin gerilimli olduğu bir dönemde, bu tür bir yaptırım kararına Ankara'nın doğrudan katkısı sınırlı kalacaktır. Bununla birlikte, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu ve Filistin yönetimiyle ilişkileri düşünüldüğünde, yerleşimci şiddetine yönelik uluslararası baskı, Türkiye'nin Filistin meselesindeki pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkileri son dönemde normalleşme sürecine girmişken, yerleşimci şiddeti konusundaki uluslararası yaptırımlar bu süreci etkileyebilir. Ankara, bu gelişmeyi kendi dış politika öncelikleri çerçevesinde değerlendirerek, hem Filistin yanlısı duruşunu koruyabilir hem de İsrail ile dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışabilir.