Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşırken, Ipsos araştırma şirketinin yeni anketi, ülkenin karamsarlık içinde olduğunu ve seçmenlerin en büyük endişesinin hızla yükselen fiyatlar olduğunu gözler önüne serdi. Aşırı sağ lider Marine Le Pen'den aşırı solun Jean-Luc Mélenchon'una kadar geniş yelpazedeki adaylar, geçim sıkıntısını seçim kampanyasının belirleyici meselesi haline getirmek için yarışıyor.
Artan fiyatlar ve ekonomik hoşnutsuzluk
Ipsos'un kamuoyu araştırmasına göre, Fransız halkının yüzde 68'i ülkenin ekonomik durumunun kötüye gittiğine inanıyor. Enflasyonun gıda ve enerji fiyatlarındaki etkisi, özellikle dar gelirli aileleri zorluyor. Hükümetin enerji kuponları ve akaryakıt indirimleri gibi geçici önlemleri, kalıcı bir çözüm sunmaktan uzak kaldı. Başkent Paris'te son aylarda düzenlenen protestolarda, halkın satın alma gücündeki düşüş sıkça dile getiriliyor.
Marine Le Pen, Ulusal Birlik (Rassemblement National) partisiyle, "Fransız halkının günlük ekmeği" söylemini öne çıkararak, göçmen karşıtı politikalarını ekonomik milliyetçilikle birleştiriyor. Le Pen, "Fransa'da çalışanların vergi yükünü azaltacağız ve ulusal sanayiyi güçlendireceğiz" diyerek seçmene sesleniyor. Anketler, Le Pen'in ilk turda en güçlü aday olduğunu gösteriyor.
Öte yandan aşırı solun lideri Jean-Luc Mélenchon, "Boyun Eğmeyen Fransa" (La France insoumise) hareketiyle, asgari ücretin artırılması ve fiyat kontrolü gibi sol popülist politikaları savunuyor. Mélenchon, "Bu sistem, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapıyor" diyerek, gelir adaletsizliğine dikkat çekiyor. Ancak solun oyları bölünmüş durumda; sosyalistler, yeşiller ve komünistler arasındaki ittifak arayışları sürüyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Fransa'nın ekonomik sıkıntıları, Avrupa Birliği'nin genelinde yaşanan enflasyon ve enerji kriziyle yakından ilişkili. Rusya-Ukrayna savaşının tetiklediği enerji fiyatlarındaki dalgalanma, Avrupa'nın en büyük ikinci ekonomisini derinden etkiledi. Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımları, Fransa'da konut kredisi maliyetlerini yükselterek orta sınıfı zorluyor.
Fransa'daki seçim yarışı, AB'nin geleceği açısından da kritik. Le Pen'in zaferi halinde, AB karşıtı ve NATO şüpheci bir liderin yönetime gelmesi, Brüksel'in Ukrayna politikasını ve transatlantik ilişkileri sarsabilir. Mélenchon da AB'nin ekonomik politikalarına mesafeli. Dolayısıyla, 2027 seçimleri sadece Fransa'nın iç dinamiklerini değil, Avrupa'nın jeopolitik dengesini de belirleyecek.
Ipsos anketi, ayrıca seçmenlerin yüzde 55'inin mevcut hükümetin ekonomi yönetimini başarısız bulduğunu ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un merkezci kanadı, henüz güçlü bir aday çıkaramadı. Eski başbakan Édouard Philippe ve mevcut İçişleri Bakanı Gérald Darmanin isimleri geçiyor; ancak sağ ve sol popülist dalga karşısında merkezin nasıl konumlanacağı belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki seçim yarışında geçim sıkıntısının öne çıkması, Türkiye'yi iki açıdan ilgilendiriyor. Birincisi, ekonomik sıkıntıların Avrupa genelinde yükselttiği korumacılık ve göçmen karşıtı söylem, Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Le Pen'in güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve mülteci mutabakatına zarar verebilir. İkincisi, Fransa'nın enerji ve ticaret politikaları, Türkiye'nin ihracat ve turizm gelirlerini etkiler. Ayrıca, Fransa'nın Akdeniz'deki askeri varlığı ve Libya, Suriye gibi bölgesel krizlerdeki tutumu, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı. Seçim sonuçları, Türkiye'nin Avrupa ile dengeli ilişkiler kurma çabalarını şekillendirecek.