Florida'nın güçlü Küba diasporası ile Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) arasındaki stratejik ittifak, Donald Trump'ın başkanlığı döneminde zirveye ulaştı. Ancak bu birliktelik, her iki lobinin de Trump'tan istediğini almasının ardından yeni bir aşamaya girdi: ayrışma ve sonuçlarıyla yüzleşme. The Intercept'te yayımlanan bir analize göre, Küba kökenli Amerikalıların ve İsrail yanlısı lobinin ortak hedefleri Trump döneminde somut kazanımlara dönüştü. Ancak bu kazanımların sürdürülebilirliği ve geleceği, iki lobi arasındaki derin felsefi farklılıkları gün yüzüne çıkarıyor.
Ortaklığın Yükselişi: Trump Döneminde Kesişen Çıkarlar
Trump'ın başkanlığı, Florida'nın Küba diasporası ve AIPAC için altın çağ oldu. Küba lobisi, Trump'ın sert Küba politikalarından memnundu: Obama döneminde başlatılan açılım sürecini tersine çeviren Trump, Küba'ya yönelik ambargoyu sıkılaştırdı ve seyahat kısıtlamalarını artırdı. Aynı şekilde, AIPAC da Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması, İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve Golan Tepeleri'ndeki İsrail egemenliğini tanıması gibi kararlarından büyük memnuniyet duydu. İki lobi, özellikle İran karşıtlığı ve Ortadoğu'da ortak düşmanlara karşı mücadelede birleşti. Florida'da yaşayan Küba kökenli Amerikalılar, İsrail yanlısı duruşlarıyla da bilinir; bu durum, iki lobi arasındaki bağı güçlendirdi.
Trump'ın 2020 seçimlerinde Florida'yı kazanmasında bu ittifakın kritik bir rolü oldu. Küba diasporası, Trump'ın Komünizm karşıtı söylemlerine sıkı sıkıya bağlıydı; bu söylem İsrail lobisinin de Ortadoğu'da yalnızca ABD ve İsrail'in çıkarlarını önceleyen politikalarıyla örtüşüyordu. Ancak Trump'ın başkanlık süresi sona erdikten sonra, bu birlikteliğin ne kadar kalıcı olduğu sorgulanmaya başlandı.
Ayrışma Sinyalleri: Felsefi Farklılıklar ve Yeni Dinamikler
Analize göre, Küba lobisi ve AIPAC arasındaki ittifak, temelde farklı önceliklere ve felsefelere dayanıyor. Küba diasporasının amacı, esas olarak Küba'da rejim değişikliği ve ada üzerindeki ambargonun sürdürülmesi. Bu hedef, Orta Amerika ve Karayipler'e odaklanmış durumda. İsrail lobisi ise Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği ve çıkarları için çalışıyor. Trump döneminde bu iki hedef birbirini beslese de, Biden yönetimiyle birlikte yeni bir denge arayışı başladı.
Başkan Joe Biden, Küba politikasında Trump'ın sert çizgisini kısmen yumuşatsa da tam bir dönüş yapmadı. İsrail konusunda ise Biden yönetimi, İran nükleer anlaşmasına yeniden katılım konusunda İsrail ile ters düştü. Bu durum, AIPAC için zorlu bir denklem yaratırken, Küba lobisi için de sonuçlar doğurdu. Ayrıca, Florida'da giderek büyüyen Küba kökenli nüfusun kendi içindeki ideolojik farklılaşmalar, diasporanın İsrail lobisiyle olan ilişkisini etkiliyor. Genç nesil Küba kökenli Amerikalılar, Küba'ya yönelik ambargonun kaldırılmasından yana daha ılımlı bir duruş sergileyebiliyor.
Öte yandan, AIPAC içinde de farklı sesler yükseliyor. İsrail'in Batı Şeria'daki işgal politikalarına yönelik artan uluslararası eleştiriler, Amerikan Yahudi toplumunda bölünmelere yol açıyor. Bu durum, AIPAC'ın Küba lobisiyle olan ittifakını sorgulayanların sayısını artırıyor. İki lobi arasındaki bu ayrışma, Trump'ın getirdiği ortak kazanımların sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Florida Küba diasporası ile İsrail lobisi arasındaki ittifakın ayrışması, Türk dış politikası açısından dolaylı ancak önemli bir gelişme. ABD'deki Küba lobisinin gücü, Türkiye'nin Latin Amerika açılımını etkileyebilir. Ayrıca, İsrail lobisi içindeki bölünmeler, ABD-İsrail ilişkilerinde Türkiye'nin çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, Filistin konusunda uluslararası desteği artırmaya çalışırken, AIPAC'ın içindeki bu çatlaklar, İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin ABD'de daha geniş bir tabana yayılmasına katkı sağlayabilir. Ancak gelişme doğrudan Türkiye'yi hedef almadığı için, etkileri sınırlı ve uzun vadeli olacaktır.