İsrail yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan tarihi ve arkeolojik alanlar üzerindeki sivil kontrolünü genişletmeyi hedefleyen bir yasa tasarısına imza attı. "Antik Eserler Yasası" olarak bilinen düzenleme, şu anda askeri yönetim altında bulunan bölgelerdeki eski yapı ve kalıntıların İsrail Sivil Yönetimi'ne devredilmesini öngörüyor. Bu hamle, Filistin yönetimi ve uluslararası toplum tarafından işgal edilen toprakların fiilen ilhakı olarak yorumlanırken, İsrailli insan hakları örgütleri de yasanın Yahudi yerleşimlerini genişletme amacı taşıdığı konusunda uyarıyor.
Tasarı, özellikle Batı Şeria'nın kuzeyindeki Sebastia köyü yakınlarında bulunan antik kent kalıntılarını kapsıyor. Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntıların bulunduğu bu bölge, hem Filistinliler hem de İsrailli yerleşimciler için dini ve tarihi önem taşıyor. Yasayla birlikte bu alanlarda yerleşim ve turistik faaliyetlerin artırılması planlanıyor.
Gelişmenin arka planı
Söz konusu yasa tasarısı, İsrail parlamentosu Knesset'te ilk okumadan geçti ve önümüzdeki haftalarda nihai oylamaya sunulması bekleniyor. Tasarı, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı koalisyon hükümetinin, Batı Şeria'daki egemenlik alanını genişletme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Benzer girişimler daha önce de gündeme gelmiş, ancak uluslararası baskılar sonucu rafa kaldırılmıştı. Ancak bu kez koalisyon içindeki aşırı milliyetçi partilerin etkisiyle yasanın geçme ihtimali yüksek.
İsrail'in antik eserler üzerindeki kontrolü, aslında sadece kültürel bir mesele değil; aynı zamanda siyasi ve hukuki bir boyut taşıyor. 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana işgal altında olan Batı Şeria'da İsrail, arkeolojik kazıları ve turizmi kendi lehine kullanarak bölgede fiili bir egemenlik kurmaya çalışıyor. Filistinliler ise bu durumun, kendi tarihlerine ve kültürel miraslarına yönelik bir saldırı olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, sadece İsrail-Filistin çatışması bağlamında değil, bölgesel dengeler açısından da kritik bir öneme sahip. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere uluslararası aktörler, İsrail'in tek taraflı adımlarına karşı uyarılarda bulunuyor. Ancak ABD yönetimi, özellikle Trump döneminden bu yana İsrail yanlısı politikalar izliyor; Biden hükümeti ise daha dengeli bir yaklaşım benimsese de İsrail'in güvenlik kaygılarına anlayış gösteriyor.
Yasa tasarısının hayata geçmesi halinde, Batı Şeria'daki gerilimin daha da tırmanması bekleniyor. Filistin yönetimi, bu adımı Oslo Anlaşmaları'nın ihlali olarak nitelendiriyor ve uluslararası mahkemelere başvurma sinyali veriyor. Hamas ise daha sert bir dil kullanarak, silahlı direniş çağrısı yapıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar da İsrail'i kınayan ortak bildiriler yayınlamaya hazırlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türk dış politikasının Filistin meselesine verdiği önceliği bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası platformlarda Filistin topraklarının işgaline ve ilhak girişimlerine karşı çıkmakta, iki devletli çözümü desteklemektedir. İsrail'in bu yasa tasarısı, Ankara'nın bölgedeki diplomatik inisiyatiflerini güçlendirmesine neden olabilir. Aynı zamanda Türkiye, Kudüs'teki İslami vakıflar ve Mescid-i Aksa konusunda hassasiyetini koruduğu için Batı Şeria'daki türbeler ve arkeolojik alanlar üzerindeki İsrail kontrolü, Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanmaktadır. Ekonomik boyutunda ise Türkiye'nin Filistin yönetimiyle olan ticari ilişkileri ve kalkınma yardımları, işgal altındaki toprakların istikrarına bağlıdır.