Batı Şeria'nın kuzeyinde, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan Sinjil kasabası, İsrailli yerleşimcilerin giderek artan saldırılarına karşı gece nöbetleri ve toplumsal dayanışma ile kendini savunuyor. Geçtiğimiz Haziran ayında serin bir gecede, kasabanın yaklaşık 15 sakini bir tepeye çıkarak karanlık vadileri gözetlemeye başladı. Amaçları, olası bir yerleşimci saldırısının işaretlerini erken yakalamak ve topluluklarını korumaktı. Bu nöbetler, İsrail ordusunun göz yumduğu ya da müdahale etmediği saldırılara karşı kasabanın direniş stratejisinin bir parçası haline geldi.
Sinjil'in Direnişi: Gece Nöbetleri ve Toplumsal Dayanışma
Sinjil, yaklaşık 6.000 nüfuslu bir Filistin kasabası. 1967'den beri İsrail işgali altında olan Batı Şeria'da, yerleşimci şiddeti son yıllarda ciddi bir artış gösterdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023'te Batı Şeria'da yerleşimcilerle bağlantılı 1.200'den fazla saldırı kaydedildi. Sinjil sakinleri, özellikle yakındaki Shilo ve Eli yerleşimlerinden gelen saldırılara maruz kalıyor. 9 Temmuz'da yayımlanan bir haberde, kasaba halkının geceleri nöbet tutarak zeytinliklerini ve evlerini korumaya çalıştığı belirtiliyor. Nöbetçiler, el fenerleri ve cep telefonlarıyla donatılmış şekilde, vadideki herhangi bir hareketliliği anında bildirmek için hazır bekliyor. Bu önlemler, yerleşimcilerin sık sık gerçekleştirdiği kundaklama, ağaç kesme ve fiziksel saldırılara karşı bir caydırıcılık sağlamayı amaçlıyor.
Kasabanın belediye başkanı Muhammed Ali, yerleşimci saldırılarının özellikle hasat döneminde arttığını, zeytin ve üzüm bağlarının hedef alındığını söylüyor. "Gece nöbetleri sayesinde birkaç saldırıyı önceden tespit edip İsrail ordusuna haber verdik, ancak askerler genellikle olay yerine geç geliyor veya hiç gelmiyor," diyor. Bu durum, kasaba halkının kendi savunma mekanizmalarını geliştirmesine yol açtı. Nöbetler, gönüllülük esasına dayanıyor ve her gece en az 15 kişi görev alıyor. Ayrıca, gençlerden oluşan bir grup, yerleşimci saldırılarının videolarını çekerek uluslararası kamuoyuna duyurmaya çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail-Filistin Çatışmasında Yeni Bir Cephe?
Sinjil'deki bu direniş, İsrail-Filistin çatışmasının giderek daha karmaşık hale geldiğini gösteriyor. İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki yerleşim politikaları uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, yerleşimleri açıkça yasa dışı ilan etmiş olsa da, İsrail bu kararı tanımıyor. ABD ve Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini kınamakla birlikte, somut adımlar atmaktan kaçınıyor. Sinjil gibi kasabalar, uluslararası toplumun ilgisini çekmekte zorlanıyor. Bu durum, Filistinlilerin kendilerini korumak için alternatif yöntemler geliştirmesine neden oluyor. Gece nöbetleri, aynı zamanda çatışmanın sivil boyutunu da gözler önüne seriyor. İsrail ordusunun yerleşimcilere karşı etkisiz kalması, Filistin Otoritesi'nin gücünün sınırlı olduğu bölgelerde otorite boşluğu yaratıyor. Bu boşluk, radikal grupların da işine yarayabilir.
Uzmanlar, Sinjil'deki durumun Batı Şeria geneline yayılma potansiyeli taşıdığı konusunda uyarıyor. Eğer yerleşimci şiddeti kontrol altına alınmazsa, bölgede yeni bir çatışma dalgası başlayabilir. Ayrıca, bu tür olaylar İsrail-Filistin barış müzakerelerini daha da zorlaştırıyor. Sinjil sakinleri, uluslararası insan hakları örgütlerinin destek çağrılarına rağmen, çoğu zaman yalnız olduklarını hissediyor. Yine de direnişlerini sürdüreceklerini vurguluyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve Kudüs'ün statüsü konusundaki hassasiyetiyle biliniyor. Sinjil'deki yerleşimci saldırılarına karşı direniş, Türkiye'nin Filistin topraklarındaki ihlallere karşı daha aktif bir diplomatik duruş sergilemesini gerektirebilir. Ankara, bu tür olayları uluslararası platformlarda gündeme getirerek İsrail üzerinde baskı kurabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistinli mültecilere yönelik insani yardımları ve altyapı projeleri, Sinjil benzeri kasabalarda da etkili olabilir. Bölgesel istikrar açısından, Batı Şeria'daki şiddetin tırmanması, Türkiye'nin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz jeopolitiğini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin Filistin halkının kendini savunma çabalarını diplomatik ve insani yollarla desteklemesi beklenebilir.