ABD, 13 Mart Çarşamba günü İran'ın beş ayrı eyaletinde eş zamanlı hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda en az 14 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin de yaralandığı bildirildi. İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, saldırıların hedefinde İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı askeri tesisler ve milis güçlerinin mevzileri vardı. ABD yetkilileri ise operasyonun, geçtiğimiz hafta ABD askerlerinin bulunduğu bir üsse yönelik insansız hava aracı saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. Saldırıların İran'ın nükleer programıyla ilgili olmadığı vurgulandı.
Saldırıların arka planı
ABD'nin İran'a yönelik hava saldırıları, iki ülke arasındaki gerilimin son haftalarda hızla tırmanmasının ardından geldi. Geçtiğimiz hafta Irak'taki ABD askeri üslerinden birine düzenlenen drone saldırısında 3 Amerikan askeri yaralanmış, Washington bu saldırıdan İran destekli milis grupları sorumlu tutmuştu. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) sözcüsü, İran'a yönelik operasyonun 'caydırıcılık amacı taşıdığını' ve 'daha geniş çaplı bir çatışma arzusu olmadığını' belirtti. Ancak Tahran yönetimi, saldırıları 'açık bir düşmanlık eylemi' olarak nitelendirerek misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu duyurdu.
İran sağlık yetkilileri, ölenler arasında askeri personel olduğu kadar sivil kayıpların da bulunduğunu açıkladı. İsfahan, Fars, Huzistan, Kirman ve Doğu Azerbaycan eyaletlerindeki hedefler vuruldu. Özellikle İsfahan'daki Urgeşe Askeri Tesisi'nin ağır hasar aldığı bildirildi. İran Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulunacağını açıkladı. ABD ise operasyonun BM Şartı'nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkına dayandığını savundu.
Bölgesel ve küresel boyutu
ABD'nin İran'ın beş eyaletini vurması, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sarsma potansiyeli taşıyor. İran'ın Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri üzerinden yürüttüğü bölgesel nüfuz mücadelesi, bu saldırıyla daha geniş bir çatışmaya dönüşme riski taşıyor. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, gelişmeleri endişeyle izliyor. ABD'nin İran'a yönelik doğrudan askeri müdahalesi, son yıllarda benzeri görülmemiş bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira daha önce ABD, İran hedeflerine genellikle Irak veya Suriye topraklarında saldırılar düzenliyor, doğrudan İran topraklarını hedef almaktan kaçınıyordu. Bu eylem, ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının askeri boyutunu daha da sertleştirdiğini gösteriyor.
Rusya ve Çin, saldırılara sert tepki gösterdi. Moskova, bölgesel istikrarı tehdit eden bu eylemleri kınarken, Pekin 'tüm tarafları itidal çağrısı' yaptı. Avrupa Birliği ise diplomasiye öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı ancak ABD'nin tutumuna doğrudan eleştiri yöneltmekten kaçındı. Petrol piyasaları ise saldırı haberiyle birlikte yükselişe geçti, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 3 artışla 85 doların üzerine çıktı. İran Hürmüz Boğazı'ndan petrol geçişleri üzerinde kritik bir kontrol alanına sahip; olası bir çatışma, küresel enerji arzını ciddi şekilde kesintiye uğratabilir.
Diplomatik kaynaklar, ABD ve İran'ın dolaylı müzakereler yürüttüğü Umman ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuk çabalarını hızlandırdığını bildiriyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, diplomasinin başarı şansını düşürüyor. Trump yönetiminin İran'a yönelik 'azami baskı' stratejisi, Biden döneminde de büyük ölçüde devam etti; nükleer anlaşma müzakereleri ise çıkmaza girmiş durumda. Bu son saldırı, iki ülke arasındaki gerilimi İran-Irak Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyeye taşıyabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran topraklarına doğrudan hava saldırısı düzenlemesi, Türkiye için ciddi güvenlik ve diplomasi riskleri barındırıyor. Doğu komşusu İran'da tırmanan çatışma, başta enerji arzı olmak üzere Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. Türkiye doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor; olası bir kriz fiyatları ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD ve İran arasındaki gerilim, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki terörle mücadele operasyonlarını da sekteye uğratabilir. Ankara, hem ABD ile ittifak ilişkilerini hem de İran ile sınır komşuluğunu dengelemek zorunda. Bu bağlamda, Türkiye'nin arabuluculuk rollerine sıcak bakabileceği ancak askeri bir çatışmanın tarafı olmaktan uzak durmaya çalışacağı öngörülüyor. Bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin kuzey Irak ve Suriye'deki askeri varlığını da yeniden değerlendirmesine yol açabilir.