Gazze Şeridi, İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı ve uluslararası hukuk çerçevesinde soykırım olarak nitelendirilen saldırılarının 1000. gününü geride bıraktı. Bu süre zarfında en az 45.000 Filistinli hayatını kaybederken, yüz binlerce kişi yaralandı ve 2 milyondan fazla insan yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerine göre, İsrail’in sistematik saldırıları özellikle sivilleri, hastaneleri ve okulları hedef alarak savaş suçu niteliği taşıyor. Gazze’deki insani kriz, temel ihtiyaç maddelerinin yokluğu ve sağlık sisteminin çökmesiyle derinleşirken, uluslararası toplumun ateşkes çağrıları sonuçsuz kalıyor.
Bin Günlük Soykırımın Arka Planı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği sınır ötesi operasyonun ardından başladı. İsrail, Gazze’yi havadan ve karadan hedef alarak yoğun bir bombardıman başlattı. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdığı soykırım davası sürerken, İsrail’in saldırıları tüm hızıyla devam ediyor. İsrail ordusu, hastaneleri, mülteci kamplarını ve sivil altyapıyı defalarca vurdu. Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’deki 36 hastaneden yalnızca 12’sinin kısmen çalıştığını, temiz su ve gıda erişiminin ise yok denecek kadar az olduğunu bildiriyor. Ekim 2023’te ilan edilen ve büyük ölçüde kağıt üzerinde kalan ‘ateşkes’ sonrası en az 1072 kişi daha hayatını kaybetti.
Çatışmalar, özellikle kuzey Gazze’de yoğunlaşırken, bölge halkı sürekli göçe zorlanıyor. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), yerinden edilenlerin sayısının 2,3 milyonu aştığını açıkladı. Gazze’nin büyük bir kısmı enkaz yığınına dönerken, yeniden inşa için gerekli malzemelerin girişine izin verilmiyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik ablukası, 2007’den bu yana bölgeyi bir açık hava hapishanesine çevirmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze’deki insani felaket, Orta Doğu’nun istikrarını tehdit ediyor. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik eylemleri ve İran ile İsrail arasındaki doğrudan çatışma riski, bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyelini artırıyor. BM Güvenlik Konseyi, ateşkes çağrılarına rağmen bağlayıcı bir karar alamazken, ABD’nin İsrail’e silah ve diplomatik desteği sürüyor. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler, insani yardım çağrıları yapmakla birlikte etkili adımlar atabilmiş değil. Eski ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin çabaları sonuçsuz kalırken, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını tanımaması, hukukun üstünlüğü açısından ciddi bir kriz oluşturuyor.
Ekonomik olarak da bölge ağır bir bedel ödüyor: Mısır, Ürdün ve Lübnan artan mülteci akını ve turizm gelirlerindeki düşüşle karşı karşıya. Kızıldeniz’deki güvenlik tehditleri küresel tedarik zincirlerini sarsarken, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar dünya ekonomisini etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze’deki katliamın en başından beri İsrail’i sert bir dille eleştirmekte ve ateşkes çağrılarını yinelemektedir. Ancak diplomatik angajmanlar somut sonuç üretmemiş, Ankara’nın İsrail ile ticareti sürdürmesi kamuoyunda tepki çekmiştir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji projelerini ve güvenlik hesaplarını doğrudan etkilerken, İsrail-Filistin çatışmasının çözümsüzlüğü Filistin davasının bölgedeki siyasi ağırlığını artırmaktadır. Türkiye’nin insani yardımları, krizin hafifletilmesinde kısmi rol oynasa da kalıcı barış için aktif diplomasi ve uluslararası iş birliği kaçınılmaz görünmektedir.