Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran arasında yeni imzalanan anlaşmayı değerlendirerek, müzakerelerin önünde ciddi teknik engeller bulunduğunu ve İsrail'in süreci sabote etme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Fidan, Tahran ile Washington arasındaki siyasi iradenin olumlu olduğunu ancak anlaşma metnindeki ayrıntılı teknik konuların beklenenden daha zorlu olabileceğini vurguladı. Türk diplomatik kaynaklarına göre, iki ülke arasında varılan mutabakatın uygulanması, özellikle nükleer faaliyetlerin denetimi ve yaptırımların kaldırılması gibi başlıklarda karmaşık adımlar gerektiriyor.
Memorandumun arka planı ve teknik sorunlar
Hakan Fidan, uluslararası bir forumda yaptığı konuşmada, ABD ile İran arasında imzalanan memorandumu yakından takip ettiklerini ifade etti. Bakan, belgenin birçok teknik detay içerdiğini ve bu detayların siyasi iradeyle hemen çözülemeyeceğinin altını çizdi. “Memorandum bir çerçeve anlaşması niteliğinde; ancak uygulama aşamasında karşılaşılacak teknik engeller, süreci önemli ölçüde yavaşlatabilir” dedi. Özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesi, santrifüj sayısı ve uluslararası denetim mekanizmaları gibi konularda net bir takvim ve kriter belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Fidan, bu tür teknik meselelerin geçmişte de benzer anlaşmaları akamete uğrattığını hatırlattı.
İsrail’in olası sabotajı ve bölgesel etkiler
Fidan, İsrail’in ABD-İran yakınlaşmasına sıcak bakmadığını ve anlaşmanın uygulanmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulunabileceğini söyledi. “İsrail, kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda bu süreci baltalayacak adımlar atabilir. Bu, bölgede yeni bir gerilim dalgasına yol açabilir” dedi. İsrail’in geçmişte İran’ın nükleer programına yönelik sabotaj operasyonları düzenlediğine dikkat çeken bakan, benzer eylemlerin yeniden yaşanabileceği uyarısında bulundu. Türkiye olarak bu tür gelişmelerin bölgesel istikrarı bozmasından endişe ettiklerini ifade eden Fidan, tüm tarafları itidale çağırdı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yaptırımlar, enerji ve istikrar
ABD-İran anlaşmasının küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkisi olması bekleniyor. İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi halinde, petrol arzında artış ve fiyatlarda düşüş yaşanabilir. Bu durum, enerji ithalatçısı ülkeler için olumlu bir gelişme olsa da, Suudi Arabistan ve Rusya gibi üretici ülkeler için gelir kaybına neden olabilir. Ayrıca, anlaşmanın başarısızlığa uğraması, Ortadoğu’da yeni bir çatışma riskini artıracaktır. Türkiye, İran sınırında istikrarın korunmasını ve göç dalgalarının önlenmesini önemsiyor. Bu nedenle Ankara, müzakerelerin başarıyla sonuçlanmasını ve sürdürülebilir bir diyalog zemini oluşturulmasını destekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran müzakereleri, Türkiye’nin güney sınırındaki istikrar açısından kritik öneme sahiptir. Olası bir anlaşma, İran’ın nükleer programını sınırlayarak bölgesel gerilimi azaltabilir; ancak sürecin başarısız olması, Irak ve Suriye’deki dengeleri bozabilir ve Türkiye’ye yönelik göç baskısını artırabilir. İsrail’in müdahalesi ise Ankara’nın Doğu Akdeniz ve Kafkaslar’daki çıkarlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenerek hem Washington hem Tahran ile diyalog kanallarını açık tutmayı hedefliyor. Enerji güvenliği açısından da anlaşma, İran gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması ihtimalini canlandırabilir.